altıyüzotuziki_
Bir süre yokum. Bu süre zarfında yokum. Bir süre yoklama. Bu süre zarfında yoklamada yokum.
altıyüzotuzbir_
Nintendo Wii'de casual athlete'ken amatörden profesyonele yükseldim. Yer yer şampiyon oldum, rekor üstüne rekor kırdım. Her zamankinden daha hırslıydım. 1.5 saat molasız Wii oynadım!
altıyüzotuz_
Aşkın gözü kör olsun! Aşkın gözü gör olsun! Aştın gözü kör olsun! Aştın götü kör olsun!
altıyüzyirmidokuz_
Vardan yok ediyorum!
altıyüzyirmisekiz_
Gökçeler'in Datça'daki evlerinin terasında güneşlendiğimiz ey gidi günler... Özledim sizi! Sere serpe yatar, discman'lerimizden müzik dinlerdik. (O günlerde Nick Cave dinlerdim ben.) Sıklıkla kulaklıkları çıkarıp birbirimize
bir şeyler söyler, dedikodu yapardık. Küçüktüm. (Çok değil, bugüne göre!) Kafam da küçüktü, kalbim de.
altıyüzyirmiyedi_
Canım kaseti boka sarar mısın?
altıyüzyirmialtı_
Saat 10.5 pi em suları. Uykum var. Haber niteliği taşımayan bir detay...
altıyüzyirmibeş_
Pazartesileri sevmiyorum, salıları sevmiyorum, çarşambaları sevmiyorum, perşembeleri sevmiyorum, cumaları sevmiyorum, cumartesileri sevmiyorum, pazarları sevmiyorum. Bugün günlerden ne?
altıyüzyirmidört_
Şöyle bir reklam filmi çekmek istiyorum: Burnunu karıştıran insanlar görüyoruz. Tabii ki cut'larla, katsız olmaz.) Genç, yaşlı, kimisi evde, kimisi sokakta... Kimisi top yapıp fırlatıyor sümüğünü, kimisi duvara sürüyor, kimisi yatağın altına, kimisi masanın... (Burası çeşitlenebilir güzelce.) Velhasıl, derken bir kızımız çıkageliyor. Çantasından bir güzel mendilini çıkarıyor. Parmağını mendilin içine sokmak suretiylen mendilli parmağını da bir güzel burnuna sokuyor. Mendilli parmak burun deliği içinde bir iki tur dönüyor. Sümüklü mendili burnundan güzelce çekip çıkarıyor ve sümükleri yakın plan görüyoruz. Mendili çöpe fırlatıyor. Lekeden iz olmayan parmağını güzelce emerek kameraya bakıyor. Pack Shot'a gerek yok diye düşündüm. Ha bi de bunun için slogan yarışması açalım tabii. Ödül olarak da bir yıllık mendil verelim, tabii bu kaç pakete tekabül eder kim bilir.
altıyüzyirmiüç_
Yoktan yar ediyorum.
altıyüzyirmiiki_
Show must go off!
altıyüzyirmibir_
E-albüm'üm var e-benim.
altıyüzyirmi_
Faili meşhur rivayetler.
altıyüzondokuz_
Gelinin geleni gideni çokmuş diyorlar...
altıyüzonsekiz_
Marzipanlı Ritter Sport çikolata, üzerine M&M bisküvi yedim.
Biraz pişmanım, evet.
altıyüzonyedi_
Boktan var ediyorum.
altıyüzonaltı_
Terk'in r'si gidince tek kalır.
altıyüzonbeş_
Aynı derde iki kere yıkanılmaz.
altıyüzondört_
Umumi tuvalet işletmek istiyorum. Sırf kapısına "Çiş 50 Kuruş. Çüş 1 YTL." yazmak için.
altıyüzonüç_
Canım sıkılınca kulağımın Frankestein halinin fotoğrafını açıyorum... Ve şükrediyorum. Herkes güzel ve mutlu anların fotoğrafını çekmek ister.
Hatta fotoğraflarda o an olduğunuzdan çok daha mutlu görünürsünüz. Fotoğraflar anı dondurmaktan ziyade, anın yalanlarını da dondurmaktır
bir anlamda... Uzun lafın kısası, kötü anların da fotoğrafı çekilmeli ki kötü hissettiğinizde çok daha kötülerini atlattığınızı hatırlayıp şükredebilesiniz.
altıyüzoniki_
Dolmuşla karşıya geçmek 5.5 YTL, virajlardan sağ sağlim çıkmanın değeri: paha biçilemez!
aştıyüzonu_
Serbest çağrışım:
Sebastien Telliturna.
Gelmiş göçmüş.
altıyüzon_
Dikkat! Uygunsuz içerik.
"Hayatı apışına bırak!"
altıyüzdokuz_
Bavul
Ağırlık yapan bavulundakiler değil
Giderken arkanda bıraktıkların.
Almak isteyip de
Bavuluna sığdıramadıkların.
Bavul
Gidene de yük.
Kalana da.
altıyüzsekiz_
Mumya ararsın beni!
altıyüzyedi_
Sanal alemde gayrimenkullerim giderek artıyor. kameraarkasi.blogspot.com
altıyüzaltı_
Harbiye'de Şerif diye bir mekan var. Mekanda Ümit Besen tadında bir piyanist şantör, tepesinde de disko topu var. Ona vokal yapan, kendini seksi sanan bir de abla var. Abla 80'lerden kalma şarkılar söylüyor. Orta yaş ve üstü seyirci kitlesi de kah alkış tutuyor, kah slow şarkılarda disko topunun altında dans ediyor. Sadede gelelim: Abla şöyle bir cümle sarf etti: "Bardaki yakışıklı beyler, sulayın beni!" Biz de o sırada oradaydık nedense.
altıyüzbeş_
Gocunmadan bir şey söyleyeceğim, kimse gücenmesin: İbrahim Tatlıses'ten "Kim bu gözlerindeki yabancı?" şarkısını dinlemeyi seviyorum. Hatta tavsiye ediyorum.
altıyüzdört_
Bediz Tuncay yıldırım nikahıyla nasıl Bediz Yıldırım oldu?
altıyüzüç_
Kısa ama dopdolu şehir içi tatilimiz. Cihangir'de kahvaltı, Çukurcuma'da gezinti, Tahtakale'de alışveriş, Eminönü'nde çay molası, Hamdi'de Oruk Kebabı, Terkos'ta alışveriş, Parantez'de uygun fiyatlı Mojito ve gece Balkon'da birayla noktalanan uzun bir gün.
altıyüziki_
Vay yemez amca!
altıyüzbir_
Her gün dolmuş ve minibüsle yolculuk etmekten midir nedir, minibüsçü ağzıyla konuşur olduğumu fark ettim.
altıyüz_
Oldu şaka maka.
beşyüzdoksandokuz_
Kin vurdu ya, gitti.
beşyüzdoksansekiz_
Eve girer girmez içeride konuşlanmış misafirler gördüğümde kapıyı gerisin geri kapatıp çıkasım geliyor. Aşina olduğum evimi aşina olduğum kalabalıkla göreyim bir, varsa çişimi yapayım, terliklerimi çıkarmadan ayağımı sehpaya koyup bir bardak çay içeyim. Sonrasında kapımız herkese açık.
beşyüzdoksanyedi_
Eştin kaçır demin vur çiftinin seviyeli ilişkisi...
beşyüzdoksanaltı_
Fazla smartım şımardım.
beşyüzdoksanbeş_
Geçmişi leş. Geleceği deş.
beşyüzdoksandört_
Güven timsali. Güven timsahı. Güven taciri. Gücen timsali.
beşyüzdoksanüç_
"Hiç de hep kızmıyorum! Nerde hep kızıyorum?"
beşyüzdoksaniki_
Blog Ödülleri'ni kimler kazanmış, acaba Blognotte'a da ödül var mı diye konuşurken Barış'ın mail'ini gördüm... Blognotte ödül kazanamasa da bazılarının gönlünü kazanmış:) Söylemeden geçemeyeceğim, Blog Ödülleri'nin verdiği ödüller bence tam bir rezillik. Biz yarışma yapsak daha iyilerini verirdik!
beşyüzdoksanbir_
Paul Arden'in anısına.
beşyüzdoksan_
"Ay canım ne kadar da değişmişsin sen!"
beşyüzseksendokuz_
BOŞ. -LUK.
beşyüzseksensekiz_
Bugünlerde uyumakta zorlanıyorum. Sabahları da uyanmak istemememe rağmen uyanıp bir daha uyuyamıyorum. Uykuyla aram hiç bu kadar kötü olmamıştı.
beşyüzseksenyedi_
Doğadan Form filmimiz yayında.
beşyüzseksenaltı_
Dişi Frankestein oldum. Ya da Talihsiz Serüvenler'de bir kahraman. Espri yeteneği körelmiş hastane mensuplarından birinin demesine göre "eski kulağı kesiklerden" oldum. Her şey bir kenara "ucuz atlattık"!
beşyüzseksenbeş_
Günlerden sonra bir gün, ajanstan normal saatte çıktım. Rutin çorap ve kozmetik alışverişimizi yaptık. Vapurda gözümüz açık uyuyarak evin yolunu tuttuk. Tek düzenli izlediğim yerli dizi Bıçak Sırtı'nı bir hafta aradan sonra yine izledim. Öyle özlenen sıradan günlerden biri işte. Bir de ne yalan söyleyeyim Funda Arar'ın söylediği "Yan yana" şarkısını seviyorum.
beşyüzseksendört_
Bugünlerde top ten listemin başını çeken grup.
beşyüzseksenüç_
Sanatsal karelerden tarihi karelere... Bu hafta sonu, puanları 7'nin üstüne çıkan filmler gördük.
beşyüzsekseniki_
Şöyle bir para basanımız olsa.
beşyüzseksenbir_
Prada'ya hiç gitmedim, gitmeyi de düşünmüyorum. Ama Little Piggy gitmiş, ben de okuyorum.
beşyüzseksen_
İpek 1 yaşına daha girdi. Velhasıl fasıl fotoları burada.
beşyüzyetmişdokuz_
Friends with me.
beşyüzyetmişsekiz_
Ne tarihin, ne saatin, ne de dışarıda ne olduğunun farkındayız. Youtube de kapandı, bağlantı koptu.
beşyüzyetmişyedi_
Uykusuz kaldığıma değdi.
beşyüzyetmişaltı_
Yeni cicim.
beşyüzyetmişbeş_
İşletme okuyanlar kimi işletiyorlar? Yahut işletemiyorlar? Geyikse geyik. Bizde böyle arkadaşım. İşine gelirse. Ha bir de şu versiyon var: Tanı beni! Höööst.
beşyüzyetmişdört_
Birazdan okuyacaklarınız ayıp içerebilir. Okuyup da sonradan ayıplamayın diye diyorum. Aman zaten 60 milyona seslenmiyoruz, bir avuç insan, o da ayıba maruz kalsın varsın. Aypsa ayıp!
Hafiften ağıra sansürlü çağrışımlar:
Çişli Mecidiyeköy.
Kuşun asker.
Beynimde fiiller sikişiyor.
Biz kıçın kurasıyız.
Anonim şirret.
Saat olmuş 24:00, isim çalışmam gerekirken oturmuş bunları yazıyorum. Ayıpsa ayıp!
beşyüzyetmişüç_
Bugünlerde dinlemekten ve bakmaktan zevk aldığım insan: Laura Marling. En sevdiğim şarkısı: My Manic & I.
beşyüzyetmişiki_
Kanyon Cinebonus'a geçen gün ilk kez gittim. Lagerfeld Confidentiel'ın galası için. Filmi Türkiye'ye Vakko getirdi, haliyle işlerini de biz yaptık. Kutu şampanya eşliğinde Karl Lagerfeld'in podyum arkasını gördük. Umduğumuzdan daha etkileyici biriymiş kendisi. Annesinin homoseksüel oluşuna tepkisi hepsinden de etkileyici: "Esmeri var sarışını var, öylesi var böylesi var." Film iştahımı açmış olacak ki, Ben&Jerry's'in muhteşem dondurmasından iki büyük topu nefes almadan bitirdim.
beşyüzyetmişbir_
-Hamdi beyin bu güzel teklifine yokum. Kutu açtırmak istiyorum. Canım senin bir hissin var mı? Büyük mü küçük mü?
-Açayım birlikte görelim canım. Önemli olan işlevi.
020308_
Mart gelmiş, kart açmış, cırt etmiş, cart demiş.
beşyüzaltmışdokuz_
Bir şey yazacaktım unuttum. Hatırlayınca söylerim.
beşyüzaltmışsekiz_
Ölümden sonra yaşam var.
Reenkarnasyonla birer uzaylı olarak dünya dışındaki herhangi bir gezende doğan, eski insan yeni uzaylılar, dünyada bıraktıkları sevdiklerini görmek için geceleri ufolarına atlayıp dünyaya iniyorlar.
Ama sevdikleri onları sadece birer ışık gibi görüyorlar. Öldükten sonra ışığa gidildiğinden bahsedilir ya hani. İşte o ışık insanları yeni hayatlarına götüren ufoların ışığı.
beşyüzaltmışyedi_
Dün gece bir rüya gördüm. Dağlık bir yolda gidiyoruz. İki dağ arasına yapılmış köprüler görüyorum. Soğuk metalden, çirkin köprüler. Yeni olmalarına rağmen paslılar. Anlam veremiyorum. Ürküyorum. Kim bunlardan geçmek ister ki? diye düşünüyorum. Sonra birden kendimi o köprülerin üstünde buluyorum. Hiç sevmediğim, geçmek istemediğim köprülerin üstünde. Çok yüksekte. Lunapark'taki roller coasterlar gibi bazen hızla alçalıyoruz, bazen hızla yukarı çıkıyoruz. Git git bitmiyor. Korkum bitmiyor... Ama sonunda geçiyorum.
beşyüzaltmışaltı_
-Nasılsınız?
-Olduğumuz kadarız.
Orta karar kadarız.
beşyüzaltmışbeş_
Küçük Prenses, gece yatmadan önce, onda fazlalıkmışçasına ağırlık yapan duygularını çıkarıp bir kavanoza koymuş. Dedesinin her gece yatarken dişlerini suya koyduğu gibi. Ama bilmediği bir şey varmış: Onun duyguları dedesinin dişleri gibi takma değilmiş. Duygularını kavanoza kapatınca, kendi de o küçücük kavanozda mahsur kalmış.
19.02.08_
"Senin oradaki insanlar, dedi Küçük Prens, bir bahçenin içinde binlerce gül yetiştiriyorlar ama yine de aradıklarını bulamıyorlar. Aslında aradıkları tek bir gülde, ya da bir damla suda bulunabilir. Ama kördür gözler. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçekleri görebilir."
17.02.08_
Kendimi sana programladım.
Saatimi sana kurdum.
Hava durumunu senden aldım. Haberlerin en iyisini,
en kötüsünü... Tv kanalını sana göre seçtim. Müzikleri, en sevdiklerinden... Her şeyi dondurdum, içinde sen olmayan.
beşyüzaltmışiki_
Sevgililer Gümü'nü Sevgililer Günü'ne dönüştüren Sema Özeri'ye (Umarım ismi doğru anlamışımdır)... Bugün mutsuzluğum tavana vurmuşken, ajans santralinden telefon geldi: "Bir bayan Chakra ile ilgili sizinle görüşmek istiyor" diye. "Yanlış bağladın sanırım ben müşteri temsilcisi değilim" dedim. "Yok özellikle bugünkü ilanın metin yazarı ile görüşmek istiyor, ikinci arayışı" dedi. Telefonu bağladı... Telefondaki kadın: "İyi günler Güldeniz hanım, ben Sema Özeri, 50 yaşındayım. Bu sabah, Sabah gazetesindeki Chakra Sevgililer Günü ilanını okuduğumda çok etkilendim. Bu zamana kadar hiçbir reklam metni beni bu kadar etkilememişti. Sizi tebrik etmek istedim." dedi. "Teşekkür ederim" diyebildim sadece. O sırada biri beni işletiyor mu acaba diye düşünmekteydim. Ama bir yandan da böyle güzel bir şeye inanmak çok işime gelirdi. Ses çok olgun ve konuşması da çok kibardı. Devam etti... "Ayrıca, bu ilanı bir kadının yazmış olması beni daha da etkiledi." dedi. "Neden?" diye sorabildim. "Bir kadının duyguları bu kadar güzel ifade edip, kaleme dökebilmesi çok güzel bir şey" dedi. Ben yine sadece "Teşekkür ederim" diyebildim, kocaman bir gülümseme ve kızarmış yanaklarımla. O konuşmaya devam etti, ama ben artık anlamıyordum. Sadece teşekkür edebildim ve telefonu kapattım. Hiç beklemediğiniz bir anda, hiç beklemediğiniz bir şekilde, hiç tanımadığınız bir insan tarafından mutlu edilebileceğinizi görmüş oldum. Gazetenin arka sayfasında çıkan ilanım bu etkiyi yaratırken, "iç" sayfalarda gördüğüm bir ilan Sevgililer Günü'nü yeniden Sevgililer Gümü'ne çevirdi: "Aşkta hiç mola mı olur?"
Reklamların hayatımızdaki "olumlu" ve "olumsuz" etkileri...
beşyüzaltmışbir_
Bu hafta bizi ekrana kitleyenler... No country for old men, Before the devil knows you're dead , Rushmore.
beşyüzaltmış_
Oda manzaraları.
beşyüzellidokuz_
Buraya metin gelecek.
beşyüzellisekiz_
Yeniden kayboluyoruz . Açık dondurma en güzelidir. Yine bir klişe. Rakın rol yapma.
beşyüzelliyedi_
Çocukluğuna inelim Güldeniz:
Ankara'da doğmuşum. An olarak karanlık, yani anımsamadığımdan. Gemili evin orada otururken ilkokul 1'e filan gittiğim sıralar, sürekli bakkalı işletir, telefonla başka adrese sipariş verip sonra da çocuğun kaykayıyla siparişi götürüp kös kös dönmesini izlerdik. O zamanlar bu bize zevk verirdi. Tabii telefonla başkalarını da işlettiğimiz olurdu. Zaman zaman da işletilirdik. Pofidik hayvan şekilli terliklerle sokağa çıkıp oyun oynardık. İpek Böceği beslerdim bir dönem. Daha doğrusu annem beslerdi, çünkü dut ağacına çıkıp yaprak koparan oydu. Birçok civcivi de tavuğa dönüştürmüşlüğüm vardır. Pamuk içinde fasülye yetiştirmişliğim. Kızılay'daki Vakkorama'dan alışveriş yapmak en büyük lüksümdü sanırım. Kendime aldığım minik minik hediyeleri balon paket yaptırmak. Bir de İstanbul'a geldiğimizde Bağdat Caddesi'ndeki Vakkorama'nın önü dolmuştan indiğimiz yerdi. Çünkü girmek istediğim ilk mağaza orasıydı. Oradan da 012 Benetton. Şişman ve göbekli olduğum için kıyafet bulmakta zorlanırdım. Hayal kırıklığı yaşardım soyunma kabininde. Bu beni başka bir anıya götürdü... Annem beni bale okuluna yazdırmaya götürmüştü. Bale yapan kızları izleyene kadar her şey iyiydi. Ama o çırpı bacaklı incecik kızları görünce koşarak salonu terk etmiştim. Bir de turuncu uzun bitkilerin çocukları yediği korku filmini izledikten sonra,
uzun bir süre camımdan içeri turuncu bir bitki girecek korkusuyla yaşadığımı hatırlıyorum. Neyse yoruldum. Yaz yaz bitmez. Çocuk işte.
beşyüzellialtı_
Huyu huyuna boyu boyuna uygun sevgililere. by Güldeniz&Volkan.
beşyüzellibeş_
Cnbc-e'de horozlar ötüyor, hayaletler osuruyor, Buffy de vampir sayılıyor.
beşyüzellidört_
Kan görmeye dayanamıyorsanız, tıklamasanız da olur. Biz saatlerce bakmayı pek sevdik. Dexter.
beşyüzelliüç_
Tokyo'ya yolunuz düşerse...
beşyüzelliiki_
Bu dünyadan ayrıldığında,
yaptıklarından çok yapamadıkları konuşulur insanın. Yapmak istedikleri sıralanır. Onun yapamadıkları için onun adına üzülürken, senin ona veremediklerin için kendi adına üzülürsün. Pişman olursun. Keşkeleri sıralamaya başlarsın. Ama içten içe de bilirsin ki, yine olsa, zamanı geri çevirebilsen, yine aynı şeyleri yaşarsın. "Her ölüm, erken ölümdür." Gidenler için de, kalanlar için de...
beşyüzellibir_
Bazen aranızda çok mesafe olsa da yakınsınızdır, bazense aranızda bir adımlık mesafe varken çok uzaksınızdır. Önemli olan değişen mesafelere rağmen, her koşulda sevdiğin mesafeyi koruyabilmek.
beşyüzelli_
Sia yeni albüm çıkarmış: Some people have real problems. İsmi kadar güzel olsa gerek.
beşyüzkırkdokuz_
Birkaç gündür boğazıma bir şey yapışmış gibiydi, hala da devam ediyor. Psikolojik olduğunu düşünmüştüm... Sinirlendiğim insanların küçük birer pislik gibi boğazıma yapıştığını... Ama elimi gırtlağıma sokup, o ne olduğu belirsiz şeyi çekip çıkarma isteğim arttıkça doktora gitmem gerektiğine karar verdim. Meğer faranjit olmuşum. Doktor teşhisini telaffuz eder etmez masasına gidip reçete yazmaya koyuldu. "Faranjit ne?" diye sormak istedim ama diğer sorularıma donuk bir üslupla tatmin edici olmayan cevaplar alınca, reçetimi alıp sorularımın cevabını google'da bulmaya karar verdim.
beşyüzkırksekiz_
Blognotte'un artık bir logosu var. Ve bir de kartviziti. Pek sevindirici. Güldeniz iftiharla sunar. Devamı çok yakında...
beşyüzkırkyedi_
Her ay üstümde görmek istediğim bir dergi. Daha önce de link vermiş olabilirim. Öyleyse mazur görün, mağdur etmeyin. (Hmm bu cümle de tanıdık geldi?)
beşyüzkırkaltı_
Anneniz çeyizinize böyle bir şey koysa?
beşyüzkırkbeş_
İsteklerim her geçen gün artıyor.
beşyüzkırkdört_
Resmen yeni yıldayız. Tarih yazarken bir süre kafa karışıklığı yaşayacağımız bir döneme giriyoruz. (Evet tarih yazıyoruz) Önce 2007 yazıp sonra 7'yi 8'e benzetmeye çalışacağımız ve bunu yaparken de kendimize güleceğimiz günler var önümüzde. Yarın, saate bakarsak bugün, yeni yılın ilk iş günü. Ve 2008'in ilk gazetesinde, 2007'nin son günlerinde üzerinde gözümüz bozulana kadar çalıştığımız bir ilanımız var.
beşyüzkırküç_
3 öğünde tamamlanacak ve sonunda doyuracak bir film.
beşyüzkırkiki_
Stop motion her gün kendine yeni bir malzeme çıkartıyor. Benim karnım acıktı, hepsini yemek istiyorum.
beşyüzkırkbirkeremaşallah_
Yeni yıl günü izinliyim. Yeni yıla izinli girersem bütün yıl öyle geçmez herhalde...
beşyüzkırk_
Threadless'tan istediğim t-shirt nihayet geldi. (Nihayet isimli biri var mıdır acaba? Mesela nihayet dünyaya gelen bir bebeğin adı...)
beşyüzotuzdokuz_
Yeni yıl ruhunu çok hissedemesek de, kendimizce yaşamaya çalışıyoruz. Hatta yaşatmaya...
beşyüzotuzsekiz_
"Nasıl yardımcı olabilirim?" kaçındığım sorulardan biri. Bu yüzden büyük mağazalardan alışveriş yapmak her zaman daha rahat oluyor. Birkaç mağaza görevlisinin yanından ürkekçe geçiyorum önce, ses çıkmayınca ohh diyorum. GAP'e girdim akşam, sadece bakmak için. Başka ne olabilir ki? Birkaç katı sorunsuz gezdikten sonra, yine o rahatsızlık verici soru kulaklarımda çınladı. Ve benden de aynı cevap: Teşekkür ederim, bakıyorum.
İleride bir mağaza açarsam, mağaza görevlilerine vereceğim en büyük nasihat, bu soruyu asla sormamaları olur. Bir de GAP gibi markalardan kaçınmak lazım. Her şey belli standartlarda, belli bir çizgisi var. Klasik bir çizgi. Klasiklik içeren spor giysiler beni hiçbir zaman açmamıştır zaten. Bazen dışarıda gördüğüm bir Amerikalı'da yahut İngiliz'de hoşuma gidiyor ancak.
beşyüzotuzyedi_
Bayram bitti, yeni yıl geliyor. Ho ho ho. Daha kimseye yeni yıl hediyesi almadım. Ho ho ho.
beşyüzotuzaltı_
Bayram dolayısı ile kapalıyım. Yani çalışmıyorum. Yani yazmıyorum.
beşyüzotuzbeş_
Oda mı bende yaşıyor, ben mi odada yaşıyorum belli değil.
beşyüzotuzdört_
"Anyone can cook!" Ben demiyorum, filmin yalancısıyım. Hangi film? Hangi fare? Ratatouille. Hayvanları insanlaştırınca sonuç genelde komik oluyor.
beşyüzotuzüç_
Mutfağa pek girmem. Aslında çok sık girerim ama yemek yapmak için pek az. Şöyle kurabiye kalıplarım olsa, ilham verici olabilir.
beşyüzotuziki_
"No one belongs here more than you. Stories by Miranda July" Teknik bir aksaklık, daha ziyade eksiklik nedeniyle şu an link veremiyorum. Ama Amazon'da aratırsanız şak diye bulabilirsiniz. Kim bilir belki benden önce alırsınız. Ya da kendinize bir tane alırken, şans eseri bir alana bir bedava kampanyası vardır ve bana da alırsınız. Pembesi varsa daha Giselle olur ama yoksa sarı da neden olmasın.
beşyüzotuzbir_
Zorla Giselle'lik olmaz.
beşyüzotuz_
İnsan gibi katıla katıla gülen bir Elmom var. Kedi köpek yerine kendisini beslemek istiyorum. Teknoloji bugünler için var.
beşyüzyirmidokuz_
Pazar günü "bir yaşıma daha bastım."
beşyüzyirmisekiz_
Pil bitmiş, kurtuluş nerede?
beşyüzyirmiyedi_
İşe gücüm gidiyor. İş gücüme gidiyor.
beşyüzyirmialtı_
Bu kışa uzun saçlarımla girdim. Artık kafamda soğuk rüzgarlar esmiyor eskisi gibi, daha ziyade kafamın içinde esiyor! (Sonuna ünlem koyarak bu cümleyi daha da anlamlandırmış oldum.) Yine de 1 numaranın rahatlığı hiçbir şeyde yok.
beşyüzyirmibeş_
Kaç oldun bakim?
beşyüzyirmidört_
In the Van party. Dj Volk. Geceden dikdörtgenler.
beşyüzyirmiüç_
Bıçak Sırtı'nı severek izliyorum. Bizde yalan yok.
Biri hırslıysa, diğeri hırsız.
beşyüzyirmiiki_
Yazar halimle çekinmedim, hatta hiç utanmadan, çok da isteyerek, yani zevkine tasarım yaptım. (Ara ara yapıyorum öyle, terapi oluyor. Photoshop'ta dekupe ve rötuş yaparak kendimi tedavi ediyorum.) Şuralarda bir yerde olacaktı.
beşyüzyirmibir_
Anneme "What did you do?" dedim, "Yattı uyudu" dedi. Anneler bazen şaşırtıcı olabiliyor.
beşyüzyirmi_
Ay sonu ve ben yine hilafsızca istiyorum.
beşyüzondokuz_
Hot Chip gecesinden gecikmiş kareler.
beşyüzonsekiz_
Bunu alıp değil otoparka, odama koymak istiyorum.
beşyüzonyedi_
Araba almaya niyetlenince, tekerleğin icadına kadar uzanan bir eğitim aldım Tolga'dan. Sahibinden.com'da otomobille başlayan araştırmaları abartarak karavana, Vespa'ya ve hatta deniz motorlarına kadar geldim. Eski zamane arabalarını seviyorum ben, böyle köşeli hatlara sahip, karizmatik arabalar. Eski arabalar uğraştırırmış, kız halimle başa çıkamazmışım. Evet ama ben zoru seviyorum. Napiim öyle hanım evladı, yuvarlak hatlı arabaları? Öylelerinin 4 teker olanına da gelemem, yayanına da!
beşyüzonaltı_
Yanlış kelimeler, yanlış zamanda bir araya geldiklerinde, şöyla şlak diye önce surata çarpdıktan sonra, boğazınızda düğümlenirler... Zar zor aşağı indiklerinde, miğdenizde kramp etkisi yaparlar... Son olarak da gözlerinizden gözyaşı olup akmayı ve böylelikle bünyeyi rahatlatmayı isterler... O sırada gurur devreye girer, onları geri geri iter. İki arada bir derede yaşanan duygu seli, uyku ile unutulup, üstü örtülmeye çalışılır. Belki rüyalarda tekrar buluşulur.
beşyüzonbeş_
Sevgili günlük diye başlamasam da, bu da bir nevi günlük... Bir bayram daha geldi geçti. Eskiden üşenirdik gidip el öpmeye: "biraz daha uyusak, aman yarın gitsek..." Yarınlar geldi; olmayan yarınlar. Bir bayram geldi geçti, dedemsiz bir bayram.
beşyüzondört_
Hafta içi evde olmanın zevkiyle, uykuya doyamayan, tatminsiz ama mutlu bünyeler.
beşyüzonüç_
"Riyakar karlı çıkar."
beşyüzoniki_
Hiç beklemediğin bir anda, bir yabancı sana gül verse... Alır mısın? Issız bir adaya düşsen yanına üç şey alır mısın? Yoksa inadından almaz mısın? c. Zaten düşmüşsündür, nasıl alabilirsin ki? Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan? Yoksa yumurta aslında yok mu? Fazla merak iyi değil. Sorgulamamak lazım.
beşyüzonbir_
Tarantino'dan Ölüm Geçirmez. Kadınların eline düşen bir adamın hazin hikayesi... Yahut etme bulma dünyası... Olmadı, margarita içme isteği uyandıran, uzun diyaloglardan sonra gelen aksiyonlar dizisinin, ön pornografik action dikşın tadında, tadından yenmez nitelikli bir başyapıt.
beşyüzon_
Uzun zamandır film izlemiyoruz... En son ne zaman sinemaya gittiğimizi bile hatırlayamaz olduk. Festivaller başlasa da kültür şoku yaşasak yeniden.
beşyüzdokuz_
Hot or not chip? Zamanında çöpçatan sitelerinde, birinin resmine bakıp hot or not diye oylarmış gençler. Ben biraz geç öğrendim, öğrenmesem de olurdu tabii. Neyse sadede gelelim. Hot Chip konseri vardı dün gece. Bekledik de bekledik. "Bekledim de gelmedin" desek daha iyiydi. Velhasıl geldi. Sahne karizması olmayan, ortaokulda sınıftan dışlanan gençlere benzeyen, Napolyon Dynamite'ın bile yanında karizmatik olabileceği Dj, kötü girişini kötü geçişleriyle, hatta geçemeyişleriyle pekiştirerek bizi hayal kırıklığına uğrattı. Gece dışarı çıkmanın heyecanını durdurulamaz esnemelere dönüştüren geceden birkaç kare, çok yakında burada...
beşyüzsekiz_
Odamızda görmek istediğimiz tahtalar.
beşyüzyedi_
Odamızda görmek istediğimiz tenekeler.
beşyüzaltı_
I kiss for you. Pack shot, pek şat.
beşyüzbeş_
Benden bağımsız objeler var. Lakin objelerden bağımsız bir ben yok.
beşyüzdört_
İstanbul'da site mi var canım? Site var da zaman mı var canım? Kendimizi unuttuğumuz bir zamanda yaşıyoruz. Ya da ancak kendimizi unutarak yaşayabiliyoruz. Unutmak kolay, hatırlamak mı zor? Unutmak zor, hatırlamak mı kolay? Yahut, lakin, illaki, bilakis ve bi mukabele.
beşyüzüç_
Gökova'da çadır kurmak için her tür kamp malzemesini hazırladık, olmayanını arkadaşlardan edindik, toparlandık, sırtlandık ve yola çıktık. Çok sessiz ve gecikmelerle strese binen bir yolculuktan sonra zifiri karanlıkta Gökova olarak bilinen Akyaka'ya vardık. Havaş'tan yediğimiz kazığın ardından, turist olduğumuzu ilk bakışta anlayan taksiciden de yediğimiz kazıkla uçak parası kadar parayı da yollara serpiştirdik. Kamp alanında yüklerimizle yaptığımız kısa ve sivrisinek saldırılı bir keşiften sonra, çadır kurmadan kamp yerinden ayrıldık. Kısa bir keşif de merkezde yaptıktan sonra, pansiyon ve otel kavramının çok yaygın olmadığı, onun yerine apartların bulunduğu küçük beldeden bir apart kiraladık ve yerleştik. Sabah uyanır uyanmaz apartı terk ettik ki, uyanık Akyaka halkı bir de burada bizi kazıklamasın diye. Gece kamp alanına teslim edilip de sonra görevli bulunamayınca sabah alınan kimlikle beraber, kalmadığımız kamp alanı ücretini de ödeyerek, kazıklara boyut kazandırdık.
Öğlene doğru bir çiftken iki çift olduk. Eşlerle yeni bir apartın yolunu tuttuk. Bu sefer daha uyanık davrandık, uzun bir teftişin ardından, yeni yuvamıza yerleştik. Tekne turlarıyla dolu dolu 3 gün geçirdik ve Halil'in yerinde dolu dolu masalarda 3 akşam yemeği yedik. Böylelikle yaz tatili sezonunu afiyetle kapadık. Bir güneş kremini 4 başımıza bitiremedik.
beşyüziki_
"Bir daha yapmayacağım" dediği bir şeyi insan çok defalar yapabilir. Mesela Ölüdeniz'de yaptığımız birkaç günlük çadır tatilinden sonra, her ne kadar eziyetsiz ve keyifli geçse de, "bu macera yeter, bir daha yapmam herhalde" dememe rağmen, takribi 1 hafta sonra aynı çadırın içinde, bu defa Gökova'da bulacağım kendimi. Aslında insan, tatilde konakladığı mekanda ayakta yürüyebilmek istiyor. Şehir hayatı bizi zaten yeterince süründürüyor.
beşyüzbir_
Kendime mail atınca "kimden" bölümünde adımı gördüğümde yabancılaşıyorum bir an. Hatta "Aa mail gelmiş, kimdenmiş?" bile diyorum. Aynı şeyi sesini falan filan kontrol etmek için cep telefonuma yaptığım aramalarda da yaşıyorum: "Aa cevapsız çağrı, kim acaba?"
beşyüz_
Hava bildiğin soğuk. Hatta bildiğin yağmur yağdı bugün. Bilmem hatırlar mısın yağmuru? Yeni bir kitaba başladım: Pastoralya. Şimdilik anlaşıyoruz. Ama işler istemediğim gibi giderse her an terk edebilirim kendisini. Başucundan tozlu raflar arasına şut.
dörtyüzdoksandokuz_
Sivrisinekler, sinirsinekler.
"Çağrılmadığım yerde durmam."
diyemediler. Umduklarını değil, bulduklarını yediler.
dörtyüzdoksansekiz_
Gökçe'yle Paris yahut Amsterdam'daydık. Tabii ki alışveriş yapıyorduk. H&M'in vitrininde bir de ne göreyim, bizim YMCK t-shirt'lerinden Mami ve Pengu'yu taklit etmişler ve mankenlere bir güzel giydirmiş satıyorlar. Önce bir sinirlendim, "nasıl izin almadan yaparlar?" diye. Sonra "vay be H&M bizim t-shirt'leri taklit etmiş" dedim. Hemen fotoğraf makinemi çıkardım, bu anı Volkan'la paylaşmak için... O an Volkan yanımda bitiverdi. Ben o an uyandım. Gökçe aramış, İstanbul'daymış.
dörtyüzdoksanyedi_
Kutu kutu pense, bense, sense. Ne giselle müzik.
dörtyüzdoksanaltı_
Bugüne kadar duyduğum en komik isim sanırım: Üreyengül.
dörtyüzdoksanbeş_
Otobüs durağında yaşanması olası diyaloglar:
-Halka mı indin?
-Hayır, halka bincem!
dörtyüzdoksandört_
Bilerek mi, bilmeyerek mi bilmiyorum ama!
dörtyüzdoksanüç_
Boğaz Köprüsü altına file gersinler, haftada bir atlayanları toplasınlar. Hala ölmekte kararlı olanları da bıraksınlar. Bir çeşit ötenazi. Nazi'nin de ötesinde.
dörtyüzdoksaniki_
"Türkiye'de yaratıcılık yok, yaratıcık var." Kimse alınmasın, isteyen ayılsın!
dörtyüznoksanbir_
Yarın yeniden çalar saatin çirkin melodisiyle uyanacağım ve işe gitmek için yollara düşeceğim. Yola vereceğim anlamsız paramla rezil olup, yeniden trafiğin içine gireceğim. Yol trafiğinden çıkıp iş trafiğinin içine daldığımda, 1 haftadır uzaktan okuduğum maillerimi hiç okumamışım gibi baştan okuyarak, bu defa mail trafiğinin içine dalacağım. Ajans trafiğinden gelmiş ve gelecek olan iş formlarının yoğunluğundan çıkabildiğim vakit, sabah temiz pak çıktığım evime yeniden trafiğin içine dalarak, şampuan reklamlarının before bölümünde gösterilen saçları cansız, mutsuz kızlar gibi döneceğim. Neden bunları yazıyorum? Çünkü tatil sonrası ani depresyona girmiş olabilirim. Volkan'la iki gün önce deniz yatağı şişirip sahilde atış talimi yaparken, iki gün sonra iş diyaloglarına başladık. İşimiz iş!
Bu arada tatilde Volkan'ı damada defalarca yendiğim yetmiyormuş gibi, bir de yine her zamanki gibi kendi oyununda (sahilde taş üstündeki Cappy kutusunu taş atarak vurmaca yahut devirmece) yenerek akşam yemeği kazandım. Bak şimdi keyfim yerine geldi. Bu noktada gülen surat devreye giriyor.
dörtyüzdoksan_
Bir şeyler noksan. Yeni bir tatilde gayri meşrubat içmek dileğiyle...
dörtyüzseksendokuz_
Tatilde iş maillerine bakıp cevap yazmamak için kendimle savaştım. İstanbul'a ayak basar basmaz iş düşünmeye başladım. Ceylan'ı gördüğümde iş dışında başka hiçbir şey konuşmak istemediğimizi fark ettim. Sen aklıma mukayet ol yarabbim!
dörtyüzseksensekiz_
3-10 Ağustos arasına sığdırdığımız tatilimiz bitti. Ölüdeniz'de başlayan tatilimizi, kıçımızı kaldırmadan yine Ölüdeniz'de bitirdik. Geçen sene kiraladığımız 30'luk hız teknesinden sonra bu sene 60'lığa terfi ettik. Sayısal'da 5 ila 6 arası tutturursak ya da Turkcell'den her gün 1 BMW,
her hafta 1 daire kampanyasında şansımız yaver giderse, seneye şirin bir balıkçı teknesi alabilmeyi umut ediyorum. Önce güneş yağı sürüp üstüne 20 koruma faktörlü güneş kremi sürerek kendimizi kandırıp, bir de yeterince yanamadığımızı düşünürken, buraya geldiğimde fark ettim ki küçük bir zenci olmuşum. Yahut "at bi beşlik bakayım falına" diyerek Fenerbahçe Parkı'nda fal bakabilir kıvamdayım. Eda Taşpınar kadar kara ve 1 haftada okuduğu 50 kitap kadar doluyum. Lakin haha kahkaha.
03_08_07_
İzin verir misin? Tatile çıkıyorum. Döndüğümde kaç kulaç attığımı, kaç saat uyuduğumu, kaç koruma faktörlü güneş yağı kullandığımı ve kaç kalorilik yemek tüketerek, kaç km yol aldığımı bir bir anlatırım. Şimdi lütfen tutmayın beni. Yetti gari!
dörtyüzseksenaltı_
Ajansımızın gezici DVD'cisi, biz filmlere bakarken filmleri yorumlamaktan kendini alamıyor. Arada çok da yaratıcı yorumlar çıkıyor: Erotik dram. Sinema Dergisi'nde köşesi olsa yeridir.
dörtyüzseksenbeş_
Çocuk ruhundan anlamaya çalışıyorum. "Hey çocuklar hazır mıyız?" Tolga abi vardı
bir zamanlar, Hugo'yla bilinen ve meşhur canlı yayın rezaletiyle. Çocukları aptal yerine koymamak lazım... Çocukları yakalayım derken anne babaları unutmamak lazım. Çocuklara macera yaşatmak isterken, şikayet mektuplarından sakınmak lazım. Tatil öncesi, tek gecede en az 3 iyi senaryo çıkarmak lazım. "Çok çalışmam lazım çoook." Bir de Garanti sucu reklamındaki çocuğa benzeyen oğlan çocuğuyla çekilmiş, eski Mc Donald's reklamını izlerken, duygu salında sallanmamak için silkelenmek lazım.
dörtyüzseksendört_
Güneş yağı kokmak, güneş yağı koklamak istiyorum. Deniz kokan bikinimi gece otelin balkonuna asıp, sabah tekrar ıslatmak için kurutmak istiyorum. Hiçbir şey düşünmediğimi düşünmek istiyorum. Bu ay uğrunda uykusuz kaldığım her kuruşu denize dökmek istiyorum. Denizde para, bende kum olsun istiyorum. Benim olması gerekenden ne biraz fazlasını, ne biraz azını istiyorum.
dörtyüzseksenüç_
Her anımız stres. Stresten korunmanın yolu, stresle yaşamayı öğrenmek. Vesaire stres. Pozitif güçler birleşin... Voltran. Optimus Prime. Uzun Çoraplı Pippi. Vesaire.
dörtyüzsekseniki_
-Bienali efendi çöpleri almamışsın?
-İki yılda bir hanımım!
dörtyüzseksenbir_
Sedef'in dili pek güzel sürçtü: Hay Allah Allah! Hayatımız iş, işimiz hayat, işimiz iş!
Ajansın mutfağında, pervaneleri metal bir vantilatör var. Mutfağa gidip geldiğimde, aklımda gelgitler var. Parmağımı vantilatöre soksam mı, sokmasam mı? Soksam ne olur, ne olmaz? İntiharakiri.
dörtyüzseksen_
"En iyisi sen gene sus, ben gene susayım. En iyisi biz gene susalım. Geç otur, karşılıklı susalım. Şimdiye değin hiç susmadığımız gibi, hiç susmadığımız kadar, hiç susmadıklarımızı susalım." Beşpeşe
dörtyüzyetmişdokuz_
"Merak denilen sergüzeşt, hep bir sonraki durağın neresi olacağına kafa yormaktan ineceği yeri şaşıranlara has serseri bir gidişat. Ya da çok daha tepkisel. Fikirden ziyade reflekslere dair. Gecenin karanlığında kendini tenha bir yolda yapayalnız bulmaya benziyor merak etmek. Gecenin karanlığında kendini tenha bir yolda yapayalnız bulan herkes gibi sen de şimdi illa ki yürümeye, koşmaya, her ne yaparsan yap, hep bir adım sonrasına odaklanmışsın, duramıyorsun olduğun yerde. Yüreğinde öğrenmekten korktuğun cevapların sıkıntısı, midende belli belirsiz bir bulantı..." Elif Şafak_Beşpeşe
dörtyüzyetmişsekiz_
Minik seçmen, saçlarını iki yandan toplayarak yaptığı seçmen başıyla, yepyeni bir seçim için sandık başında poz verdi. Vatanı bestseller bakalım kim olacak? Seçman çok yakında bayilerde.
dörtyüzyetmişyedi_
Güceniyorlar. Güveniyorlar. Harf farkı.
dörtyüzyetmişaltı_
Bent_I can't believe it's over. İnsani duygulardan kurtulmanın en iyi yolu hayvanlara yakın olmakmış. Darıca Hayvanat Bahçesi'nde tanıştığım, modifiye sincap görünümlü Çayır Köpeği'ne hemen kanım kaynadı. Maymunlara her zamankinden daha yakın hissettim kendimi. Kedimsi kaplanımsı, ismini hatırlayamadığım bir hayvana
15 dakika boyunca kıhlayarak
hayvanlara ne kadar yakın ve ne kadar uzak olduğumu anlamış oldum. Sihirli aynalarda tüm hallerimi gördüm, en iyi halimin bu olduğuna ikna oldum. Ellerimi Amsterdam'da gördüğüme yakın bir güzellikte gördüm.
dörtyüzyetmişbeş_
"Saatlerdenberi çalışan kafasının, zaten bir parça dinlenmeye ihtiyacı vardı. Bu eğlenceli muhavere onun için tam bir dinlenme olacaktı."
dörtyüzyetmişdört_
Üşengeçimsiz bir insansınız. Velhasıl nasıl oluyor da oluyor gül gibi geçinip gidiyorsunuz?
dörtyüzyetmişüç_
Daft Punk geldi. Birçokları "gitmeyin sahnesi iyi değil", hatta "o kaskların içinde komşunun karısı mı var belli değil" dedi. Kulak asmadık! Kaskların içinde kimin olduğunun önemi yoktu, ışıklar güzeldi, sahne güzeldi, müzik güzeldi, kafalar da güzeldi. Çıkınca yürüdük bir müddet. Reina ve Laila'nın önünden geçtik. İkisinin kapısında da değişmeyen tek şey, hanzoların oluşturduğu uzun kuyruklardı. Hattori Hanzo.
dörtyüzyetmişiki_
Underworld geldi, ben kah havalara uçtum, kah ayaklarımı havuza soktum, kah yerin dibine girdim. Kahkül. Pek bir eğlendim.
dörtyüzyetmişbir_
Virütik sebeplerden ötürü ara verdiğimiz monoloğumuza, kaldığımız yerden devam edebiliriz. İşte kaçırdıklarınız:
Survivor izledik, etkisinde kaldık, evde tek ayak üstünde durma yarışması yaptık. 1 saat 10 dakika sıkılmadan, usanmadan tek ayak üstünde durduk. Değdi mi değdi. Tam 100 YTL değerinde ödül kazandım.
Yine de bir dahaki sefere Survivor'da 'bunu evde denemeyiniz." yazmasını öneriyorum.
dörtyüzyetmiş_
Kül Kedisi ayakkabıları aldım. İlkokulda kullandığımız kokulu kalemler gibi kokuyorlar.
dörtyüzaltmışdokuz_
Egoların.
dörtyüzaltmışsekiz_
Relax, take it easy! Her şey boş, eğlen, coş, koş, loş. Fransız yapmış. İngilizce biliyorlar, ama konuşmuyorlar. Şarkı söylemeye gelince şakıyorlar. Bu nasıl iş?
dörtyüzaltmışyedi_
Herkes bir güncellenme peşinde. Kimsenin eskiye saygısı yok mu? Blog'lar güncellensin, moda güncellensin, filmler güncellensin, yaşlanan yüzler botox'la güncellensin... Misal masal.
dörtyüzaltmışaltı_
Sükut euro'dur. İş iş kudur.
dörtyüzaltmışbeş_
"Kimse beni sevmesin, böylelikle benim de kimseleri sevmemem daha kolay olur."
dörtyüzaltmışdört_
BOŞ.
dörtyüzaltmışüç_
Lounge FM Chill Out Festivali'nde güneşin altında geçen saatler, çimde ayakları uzatıp dinlenmece, bedava içki avına çıkma, Shop&Miles'ın beleş polaroid standında 2 poz daha, 3 poz daha, second but better için verilen pozlar ve neticede çil çıkaran tenler. Pek bir rahatladık...
dörtyüzaltmışiki_
Pispiskoloji. Pisikopat.
dörtyüzaltmışbir_
Amsterdam'dan istenebilecek en naif şeyi istedik: m&m's bisc&. Yeniliklere de açığız, sütlüsünü deniyoruz bu defa.
dörtyüzaltmış_
Bir klip bin ah işit.
dörtyüzellidokuz_
Aşk yalan söylemiş. Aşk kıskanmış.
dörtyüzellisekiz_
Güne Young Folks'la başla.
dörtyüzelliyedi_
Love Ludlow.
dörtyüzellialtı_
Giyim kuşam ve 2. el kıyafet değiş tokuş sitesi Second But Better nihayet açıldı! Siz de fotoğraflarınızı yollayın, 2. el kıyafetlerinizi beğendiğiniz başka cicilerle değiş tokuş yapın.
dörtyüzellibeş_
50 ways to leave your lover.
dörtyüzellidört_
Link ver gari!
dörtyüzelliüç_
Bilgisayarlara takılabilen external hard disklerden insanlara da takılmasının zamanı gelmedi mi?
Alzheimer'a, erken bunamaya, "dün ne yediğimi bile hatırlamıyorum"a, sevgililerin özel günleri unutma riskine son!
dörtyüzelliiki_
Mesaj kaygılı stop motion, romantik korku, kalıcı ferahlık isteyen kadınlar, sinirden küplere binenler, sinirlenince sakız çiğneyenler... Dur motion ben geliyorum.
dörtyüzellibir_
Bir insanı en fazla %kaç tanıyabilirsin? Kimse kimseyi avucunun içi gibi bilemezken, "ben senin kısa paçalı halini bilirim" dediklerin bile bir gün sana yabancı olabilirken, bazen aynada bile kendini tanıyamazken... Bir insanı tanıdığını iddia etme bana!
dörtyüzelli_
İletişim sektöründe çalışıyorum, insanlarla daha az iletişip, daha fazla illetişiyorum. İletişim sektöründen illetişim sektörüne beyin göçü yapmayı planlıyorum.
dörtyüzkırkdokuz_
Tam da iyi bir radyo kanalı buldum derken, "Shake it up şekerim, çok pis shakerim"in başlamasından bezdim. Melek gibi görünmeye çalışan şeytanlardan da sıkıldım. Brigitte Sonda. Frijit Fonda.
dörtyüzkırksekiz_
Gözleme evi. Gözlemevi. Maçka Parkı'nda gözleme yedik, Nişantaşı'nda insan gözlemledik. Carnivale peşi sıra Lost izledik. Şu var ki Lost adasındaki kimseye güvenmiyorum. Keza...
dörtyüzkırkyedi_
Büyüdükçe çocukken yaptığından çok daha fazla hata yapıyorsun. Üstelik, çocukken sonucunu öngöremediğin için bilmeden hata yaparken, büyüdükçe göz göre göre hata yapmaya başlıyorsun. Ya hata yapmayı seviyoruz, ya mazoşistiz ya da hata alışkanlık yapıyor olmalı!
dörtyüzkırkaltı_
Kroyum ama aşk bende!
dörtyüzkırkbeş_
Apik'te bir kase işkencenin bedeli 12 YTL. Üstelik, ilk kez maruz kalıyorsanız ve de ayıksanız, en fazla 3 kaşık dayanabiliyorsunuz. Kapıdan içeri girdiğinizde soluduğunuz ağır koku, yüzünüze üfleyen sıcak hava, duvarlardaki ilginç yazılar, eski tablolar ve kasap görünümlü amcalar, Carnivale dizisindeymişsiniz ya da az sonra içeriye David Lynch girecekmiş gibi hissettiriyor. Tabii ki bu iki his kulağa hoş geliyor, kim istemez ki Carnivale setinde olmayı ya da David Lynch'i Apik İşkembe Salonu'nda görmeyi?
dörtyüzkırkdört_
Nasıl ki dükkanlara "Since 1872" yazıları asılıyor, insanlarda da böyle bir uygulama makul olup, mazur görülebilir, hatta fena da olmaz. "Güldeniz Since 1981. Taklitlerinden sakınınız. Dikkat alışkanlık yapar. Başka yerde bulamadığınız kitapları bize sorunuz. "
dörtyüzkırküç_
20. yüzyılda bir gün...
dörtyüzkırkiki_
Young Creatives, Old Creatives derken, 2 uykusuz gün, kararsızlık silsileleri, çekim hataları, kamera arkaları, sevişmem, soyunmamlarla filmimizi çektik ve şöyle bir sonuç elde ettik.
dörtyüzkırkbir_
2 film birden: The Fountain,
Lucky Number Slevin
dörtyüzkırk_
Aç ayı uyumaz.
dörtyüzotuzdokuz_
Pis değil dirty.
dörtyüzotuzsekiz_
Benim baktığım yere bak.
dörtyüzotuzyedi_
Gus gus pilavı.
dörtyüzotuzaltı_
Bazen bir kelime, tokat gibi çarpar yüzüne.
dörtyüzotuzbeş_
Oda, o da, o da oda, oda o da...
dörtyüzotuzdört_
Ooo Beyonce Beyonce, Oo Shakira Shakira... Birbirine oh'layan, camlara hoh'layan, kalça kıvıran, uzun pırasa saçlarını attıran, dudaklarını büzüştüren, gözlerini süzen, göğüs çevresinde ellerini gezdiren kadınların düeti. O zaman şarkı söylemek lazım!
dörtyüzotuzüç_
Gecenin 3'ünde şokellalı ekmek yiyip yatmaya hazırlanırken bunu gördüğüm faydalı oldu.
dörtyüzotuziki_
Bugünlerde kulaklarımda çınlayan, listemde en çok loop eden, kızgın kumlardan serin sulara en hızlı geçiş sağlayan şarkı.
dörtyüzotuzbir_
Hmm bilmiyorum. Demek ki o kadar ünlü değilmiş!
dörtyüzotuz_
Gece gece trance'e geçtim. Bir adam ürkünç ürkünç konuşuyor, exorcist ensemdeymiş gibi hissediyorum.
dörtyüzyirmidokuz_
Eski yazdıklarımı update ederek, bir nev'i geçmişi revize etmiş olur muyum?
dörtyüzyirmisekiz_
Şarapinpon.
dörtyüzyirmiyedi_
"Nisan Mayıs ayları, gevşer gönül yayları!" Kuki de aşık. Biri de b şıkkı.
12_04_2007_
Annemle babam bugün ikinci kez evlendiler. Böylece anne babasının düğününde bulunabilen ender çocuklardan biri oldum ben de. Nasıl diyorsunuz siz? "Anlatılmaz yaşanır!"
dörtyüzyirmibeş_
İşin bittiyse google'da kendini search edebilirsin. Ya da nefret ettiğin birini ya da aşık olduğun birini. Google'da arattım siz bir hiçmişsiniz, içim rahatladı!
dörtyüzyirmidört_
En sevmediğim şey kadın kafası. Her an kadın kafasıyla boğuşan bir erkek kafası var içimde, ama hep kadın kafası ağır basıyor. Daha akıllı olduğundan mı, daha yoğun olduğundan mı bilinmez! Erkek gibi düşünüp kadın gibi yaşamak istiyorum. (Duygu Asena gibi mi konuştum sanki?) Aklıma gelen her şeyi de söylemek zorunda mıyım sanki? Bak yine kadın kafam ağır bastı. En sevmediğim şey kadın kafası derken de mübala yapmışım mesela, değilse daha çok "en" sevmediğim şeyler var. Birkaç tane "en" sevmediğim şey var, hatta çokça. Hiç susacakmış gibi de görünmüyorum. Bu da kadın kafasının bir özelliği: dırdırcılık. En azından erkekler öyle bir isim takmışlar buna. Her noktadan sonra yeni bir cümle başlamak zorunda değil! O yüzden ünlem koydum zaten. Bu yazıyı buraya kadar okuduysanız, siz de bambaşka kafadasınız. Bir kadeh şarap olsa hayır demem şu dakka.
dörtyüzyirmiüç_
Daha dün tanıdığı insana bugün canım diyenden hiçbir beklentim yok.
dörtyüzyirmiiki_
İnsan umutlarıyla yaşar, hayal kırıklıklarıyla ümit yaşar!
dörtyüzyirmibir_
İlk aldığında değer verilen şeyler, günler geçtikçe değerini yitirmeye başlar. Ayak altında duran bir nesne olarak her gün daha da kenara itilir. En sonunda bir rafın en ücra köşesine sokuşturulur. Aradan çok zaman geçer... Herhangi bir şey sana onu hatırlatır, bir anda kıymete biner. Ama bu defa da ararsın ararsın bir türlü bulamazsın. Tıpkı Helvetica filmini izledikten sonra köşe bucak arayıp da bulamadığım tipografi kitabı gibi.
dörtyüzyirmi_
Küçücük bir odaya sığmaya çalışan dvd'ler, kitaplar, dergiler, oyuncaklar, giysiler, hatıralar, vs... Sizlere geniş alanlar ve geniş zamanlar ayırmak istiyorum.
dörtyüzondokuz_
Sabah yazayazmıştım, ama bir kenara yazayım derken yazmadımdı. Şimdi tam yazayazmışken unutayazar gibi oldum. Ve unuttum!
10_04_2007_
Bugünün anlam ve önemi çerçevesinde, bu yazıyı da tarihiyle belirtmek icap ediyor. Neredeyse bundan 4.5 ay önce brief'ini aldığımız işin senaryosu, bugün onaylanmış bulunuyor. Vay be!
dörtyüzonyedi_
Ayna karşısına geçip fotoğraf çekenler ve o fotoğrafları oraya buraya avatar olarak koyanlar... Sizden haz etmiyorum, bir de bu avatar sözcüğünden!
dörtyüzonaltı_
Miranda July'dan kıskandıran hamleler. Bir de busu var.
dörtyüzonbeş_
Gece Lost'u sabah Carnival'ı.
Cumartesi Eminönü tezgahları, Pazar Caddebostan sushi'leri.
dörtyüzondört_
"Aşk tanıklık ister" imiş.
dörtyüzonüç_
Kafama şemsiye kapanması ve üzerime otopark kapısı düşmesi gibi enteresan fobilerim var. Geçen gün bir yenisini daha fark ettim, ama anımsamıyorum şimdi.
dörtyüzoniki_
Bir pardonayak vardı canı sıkılan.
dörtyüzonbir_
Tarlabaşı'nda "kentsel dönüşüm projesi" varmış.
dörtyüzon_
Küresel ısınmanın da müsebbibi sensin Helvetica!
Bir tasarımcının "ben 3-4 font kullanırım" demesi, bir yazarın "ben sadece 3-4 kelimeyle yazarım" demesi gibi bir şeydir. Sagmeister
Erik Spiekermann'la tanışmak ve hatta çalışmak isterdim.
dörtyüzdokuz_
Küçükken teneke oyuncaklara yüz vermezken şimdilerde yüzlükler veriyoruz.
dörtyüzsekiz_
Japonlar kadar küçük olmasam da minyatür evlerinden küçük odada yaşıyorum. Adım atmam gereken yerlerde kitaplara, cd'lere basıyorum. IKEA geldi de bana mı geldi? "Evinizin her şeyi" diyor, üstelik her şeyi bitişik yazıyor. Her şeyi IKEA'dan beklememek lazım. Evinizin reisi IKEA.
dörtyüzyedi_
Kermit, sen bu hallere düşecek adam mıydın? Sad Kermit
dörtyüzaltı_
Hafta sonuna denk düşen film kareleri: Factory Girl, The Painted Veil: "Sometimes the greatest journey is the distance between two people."
dörtyüzbeş_
I'm a cyborg but that's ok! Bilet bulamadım, that's not ok!
dörtyüzdört_
4400. Kardeşim 1 yaş daha büyüdü. Bu demek oluyor mu ki ben de yaşlanıyorum? Cama cam katar.
dörtyüzüç_
Siteyi bu defa silerek güncelliyorum.
dörtyüziki_
Bugün köylülerin üstüne meteor yağdırdık.
dörtyüzbir_
"Televizyon ölü bir vizyon!" demiş Rachid Taha. Şarkılarını dinleyemesem de, bu sözüne kulak veresim geldi. Veresiye kulak.
dörtyüz_
Her yer Starbucks olmuş. Bir gün eve geleceğiz, bir de bakacağız ki evimizde baristalar ismimizi soruyorlar.
üçyüzdoksandokuz_
Then we will fight in the shade!
üçyüzdoksansekiz_
Varolmanın da yanılmaz hafifliği.
üçyüzdoksanyedi_
"Başkalarının Hayatı'ndan bize ne?" demeyin, izleyin.
üçyüzdoksanaltı_
Sabah kahvaltısı eşliğinde John Locke, öğleden sonra dondurma keyfi öncesi Chermayeff&Geismar
üçyüzdoksanbeş_
Şöyle bir baktığında her şeyin yapılmışı var. Biraz daha baksan, senin, benim bile yapılmışımızı bulabilirsin.
üçyüzdoksandört_
"Dieting is the only game where you win when you lose!"_Karl Lagerfeld
üçyüzdoksanüç_
Herkesin kendini sorguladığı, kendinden bir şeyler bulduğu, rahatsız olduğu özlü bir söz: "Only boring people get bored!" Çok sıkılıyorum!
üçyüzdoksaniki_
Eskiden film festivalleri final zamanına denk gelirdi gidemezdik. Şimdilerde konkurlara denk geliyor... Bir Resfest daha geldi geçti.
üçyüzdoksanbir_
Hayat kazalar dizisidir._Six feet under
üçyüzdoksan_
Yaşlanmış ama büyümemiş gibi hissediyorum.
üçyüzseksendokuz_
Bazen çok hızlı düşünebilirken, bazen hiç düşünemez oluyor insan.
üçyüzseksensekiz_
sekseksekseksek...
Üst üste sek sek yazınca meğersem bir şekilde ayıp kaçıyormuş.
üçyüzseksenyedi_
Şıpsevdi'lik bir çift sözüm var:
Aşk bazen sevgilinin kollarında huzur bulmak, bazen hiçbir yerde huzur bulamamaktır.
üçyüzseksenaltı_
Bazen sevmediğimiz şeylere de link vermeliyiz.
üçyüzseksenbeş_
Hafta sonu çalgıcıları.
üçyüzseksendört_
Acı anlara özel tatlılar... Dedemin mevlüt şekeri hala masamda... Kutusu tozlanmış. Ağzıma bir tane atıyorum, tadı hala aynı. Hayat ne garip! Acısı dindi sansan da, o anı düşündüğünde, acı aynı acı.
Ve insan bazen, başka acıları unutmak için, daha acı şeyleri düşünerek avutabiliyor kendini.
üçyüzseksenüç_
Bugün hep bir kararsızlık vardı... "Nokta mı koysak, üç nokta mı?"
üçyüzsekseniki_
Buraya yazı gelecek.
üçyüzseksenbir_
Telefonun alarmıyla uyanmadığım günleri daha bir seviyorum.
üçyüzseksen_
Internal moonshine of the spotmore mint. İnceleyip sık dokuyacağım.
üçyüzyetmişdokuz_
Sabahın 5'inde işte olmaktan zevk alabilmek, hafta içi evde olabilmek...
üçyüzyetmişsekiz_
Jack'in yatak sesi out, rus aksanı in.
üçyüzyetmişyedi_
İzninle.
üçyüzyetmişaltı_
Sahibinden satılık, 4 tarafı uzaylılarla çevrili, küresel ısıtmalı dünya.
üçyüzyetmişbeş_
Bu müessesede RSS kullanılmamaktadır. Merak eden açar bakar. Hazırlopçulukla geçinen buldumcuk yeni nesil. Nesil hazırlopçuoğlu.
üçyüzyetmişdört_
Az sonra hafta sonu mesaisi başlıyor...
üçyüzyetmişüç_
Bugün şöyle oldu, böyle oldu. Şöyle olacağına böyle olsa daha iyi olurdu. Şimdi şöyle böyle idare ediyoruz. Senin için öylesi daha iyi!
üçyüzyetmişiki_
Yazım hatalıysam ara!
üçyüzyetmişbir_
Bazı günler akşama uyanıyorum.
üçyüzyetmiş_
Netürmort? Musun yağmurları.
Anlaşılma kaygısı güderim gütmem, güt güt güdaaak...
üçyüzaltmışdokuz_
Yaran derin, yaran acıtır.
Gömmeye çalıştıkça
daha derine
Daha
da açılır.
üçyüzaltmışsekiz_
Biri geçerken uğramış. Evde bulamamış, not bırakmış.
Notunu gördüm, ben de ona iade-i ziyaret yaptım. Çıkarken elim boş çıkmadım. Geçmişten bir oyun aldım:
"ne kadar ölemiyorum"
birinin arkasından gidiyorum
yetişemem
yetiştiğimi sandım baktım durmuş
bunun için rüzgar esti
orda
ona sonsuz dokunmak istiyorum
kaşımı kaldırsam anlıyor
o anlayınca dokunsam da artık
dokunmak o dokunmak değil
bunun için yaprak düştü
bana emanet ettiği bana alıştı
onu geri almaz artık
bunun için kuşlar göçtü
göçsün
onun yapmayı bıraktığını
kaldığı yerden yaptım
bunu birileri değiştiremedi
şeyler başladı ve bitti
bunun için kış bitti
biter
benim yandığıma o yanamaz
benim yandığım ona yabancı
bunun için bahar geldi
oysa ölmek istiyorum derinden
ölüm göç gibi
bu yerde değilse başka yerde
bunun için rüzgar esti
orda
üçyüzaltmışyedi_
Eski nesil, yaşını gösteren genç ruhlarken, yeni nesil, yaşını göstermeyen yaşlı ruhlar.
üçyüzaltmışbeş_
gün
Konuyu uzatmayı sevmem, saçımı uzatmayı da. Ama her nedense ikisini de uzatıyorum!
üçyüzaltmışdört_
a_sosyaliz
b_asosyaliz
c_bisosyaliz
üçyüzaltmışüç_
Öğrendim ki, topuklu ayakkabıyla uzun yola çıkılmaz. Akbank'a yaptığım banka kartı başvurusu karşılığında, bana exi26'yı uygun gördükleri için mutluyum. Kadınlara yaşı sorulmaz, sorulacak o kadar soru varken!
üçyüzaltmışiki_
Soğuk bir Pazar günü, sinema salonunu dolduran birçok erkeğin içini ısıtan bir film izledik. Soğuk bir Cumartesi günü ise, böyle bir film izledik.
üçyüzaltmışbir_
Bazı apartmanlarda 13.kat olmaz iken...
üçyüzaltmış_
Senin çektiklerini çekmek isteyen çeke çeke çekecek!
üçyüzellidokuz_
Atıştırmalık ambalajları.
üçyüzellisekiz_
Koynumda canavar beslemek istiyorum.
üçyüzelliyedi_
Kötü mötü, yazmassam olmaz: Azı bitti, çoğu pire.
üçyüzellialtı_
Moda tavşanı miff.
üçyüzellibeş_
Little miss sunshine.
üçyüzellidört_
OK GO, ortalama 25 metrekare olduğu öngörülen odada duvardan duvara müzik yapmış.
üçyüzelliüç_
Sanatına kaygım sonsuz!
üçyüzelliiki_
Sebastien Tellier_La Ritournelle
üçyüzellibir_
Norah Jones_Sinkin' Soon
üçyüzelli_
Mekana senkronize müzik.
Be Good or Be Gone_Fionn Regan
14_02_2007_
Bugünü "sokağa çıkma yasağı günü" ilan ediyorum. Selcan da şöyle demiş: "Sevgililer Günü çikolatadır. Tabii yersen!"
üçyüzkırksekiz_
Bu aralar en tekrarlı dinlediğim şarkı: Bent_Magic Love Bir zamanlar.
üçyüzkırkyedi_
Sevmediğim insanlarla yolda karşılaştığımda ortaya çıkan ayaküstü sevimsiz muhabbetlerden çok sıkılıyorum. Eğer o insanı teğet geçme şansını kaçırıp bu zoraki muhabbete maruz kalmışsam, şöyle deyip yoluma devam edebilmeyi istiyorum: "Seni hiç sevmiyorum biliyor musun?"
10_02_2007_
Siteyi değiştirdim, yeni bir apartmana taşındım.
Okumaya da beklerim.
üçyüzkırkbeş_
İsmini veremeyeceğim bir şarkı dinliyorum. Yasak elma yemeyi seviyorum.
üçyüzkırkdört_
Evde ikon beslemek istiyorum. Hayvan alırsam adını saçma koymak istiyorum. Belki bir lama. Saçmalama.
üçyüzkırküç_
Alçalan burcuma göre, sıkıntılı günler geçiriyormuşum!
üçyüzkırkiki_
...onu hatırlatan en
ufacık şeyde, bir anda kendini ağlarken buluyorsun. Little miss sunshine.
üçyüzkırkbir_
Idea trash makes the crash!
üçyüzkırk_
Şişirme moda.
üçyüzotuzdokuz_
"Benim adım dırdır, elimden gelen vırvır."
üçyüzotuzsekiz_
"Paraya para demem, para benim olmayınca."
üçyüzotuzyedi_
Bir insanda ilk önce dahi anlamındaki -de'lere, sonra "artırmak" fiiline, en son olarak da "her şey"ine bakarım.
üçyüzotuzaltı_
Göz yanılması, algıda adam kayırmacılık, şaşıracağını bile bile şaşı bakmak, yine de şaşırmak, gözlere senkronize kulaklar... Golden Cage
üçyüzotuzbeş_
80'lerde Türkiye'de reklamcılık, Neil French, workshop demeye 1000 şahit isteyen, ders verence ders alınması gereken son ders...
üçyüzotuzdört_
Hafta sonu izlencesi:
Laberinto del Fauno, El
üçyüzotuzçüç_
Kafamı kazıklattım. Saçlarımı ve paramı kuaförde bıraktım, çıktım.
üçyüzotuziki_
Önce korktum onlardan, sonra sever gibi oldum, sonra bir sever bir sıkılır oldum. İçeri almaz oldum. Uykumu hışırtılarla böldüğü için sinirlenir oldum. Hayvan sevmeyen insan sevmez derler. Kedi poposunu görmüş yara sanmış.
üçyüzotuzbir_
Hokus pokus grup. Nerde bu it, nerde bu devlet? Teşvikiye-Dolapdere buluşması, ince belli bardakta espresso, doğu-batı sentezi.
içyüz30_
Mesaj histerikli, elleironik altyapılı, downtempo insan single'ları çıktı! Aldınız mı?
üçyüzyirmidokuz_
Yalan sakız gibidir. Çiğnersin, arada bir balon yapar şişirsin, tadı iyice kaçıp tüm pislikler üzerine yapıştığında kendin bile yutamaz tükürürsün.
üçyüzyirmisekiz_
Geleceği gösteren uzak gözlükleri...
üçyüzyirmiyedi_
İnsanlar, büyük hesaplar ödetmeyi sevip küçük hesaplar yapan yokluklardır.
üçyüzyirmialtı_
Argo wherever you go!
üçyüzyirmibeş_
Tideland'in küçük kızı, şu yaşına 36 film sığdırmış.
üçyüzyirmidört_
"Ben sana demedim mi?"yi söylemek kadar zevkli, duymak kadar sıkıcı bir cümle arıyorum...
üçyüzyirmiüç_
Kendi duygusalında boğulan insan.
üçyüzyirmiiki_
Bir şekilde hayat devam ediyormuş
sahiden de. Artık nasıl olduğumun sorulmasını istemiyorum. İstediğim daha çok çikolata ve bu konu dışında akla gelebilecek her türlü konuda konuşmak, fantastik filmler izleyerek gerçek hayattan biraz uzaklaşmak...
Gerçi önemli olan insanın olmak istediği yer. İyi düşündüğünde duyguların açık havaya, kötü düşündüğünde parçalı bulutlu havaya çekiliyor...
üçyüzyirmibir_
Aylardır rafımda duran ve Human Traffic olduğunu
sandığım filmi nihayet dün izledim. Michel Gondry yönetmiş, Charlie Kaufman yazmış, adı da Human Nature imiş. Biz mi maymundan geldik, maymunlar mı bizden geldi? Ne fark eder? Haydan gelen huya gider.
üçyüzyirmi_
Bugünlerde "nasılsın?" sorusuna verebileceğim en iyi yanıt "parçalı bulutluyum" Evet parçalı bulutlu. Hani böyle gökyüzüne bakarsın da karanlıktır, baktıkça için kararır. Yağmur ha yağdı ha yağacak dersin ya... Tedirgin olursun, her an yağmur bastıracak, üstüm başım ıslanacak, havadan ben de nasibimi alacağım diye korkarsın. Bir elin sürekli çantandaki şemsiyende hazır oldadır. İşte hem kendini, hem de ayakları yere basanları tedirgin eden parçalı bulutlu hava var ya, ben oyum.
üçyüzondokuz_
En sevdiğim tatlıyı ilk kez birinin ölümüyle yedim. Dedem bugün bana şöyle dedi: "Güldeniz mutfakta İrmik Helvası var, kendine bir tabak koy, ye!" Yedim dedeciğim... Gözün arkada kalmasın.
üçyüzonsekiz_
Hayatta her şeye alışmak kadar alışamadığım bir durum daha yok!
ACI KAYBIMIZ
Merhum Mustafa ve Merhume Ayşe Yücel'in oğlu, Merhum Necip ve Merhume Meryem Kirmenci'nin damadı, Gülderen Yücel, Merhum Mustafa ve Şule Yücel, Erol ve Özden Yücel, Gülden ve Deniz Şeşen, Perihan ve Turhan Erdağı'nın sevgili babaları; Sedef Temel, Semra ve Kaan Türksezer, Ayşe ve Fahri Tepe, Başak ve Burak Akdemir, Deniz Yücel, Güldeniz ve İpek Şeşen, Melisa ve Selin Erdağı'nın dedeleri, Furkan, Ece, Efe ve Selin'in büyük dedeleri,
Zehra Yücel'in kıymetli eşi,
19 Mayıs 1919 doğumlu
MEFAİL MEHMET YÜCEL'i
kaybettik.
Cenazesi 4.1.2007 Perşembe günü (bugün) Altunizade İlahiyat Fakültesi Camii'nde kılınacak öğle namazı sonrası Karacaahmet Mezarlığına defnedilecektir.
Mekanı Cennet olsun.
Ailesi
04_01_2007_
İlk kez bir ölüm ilanını başından sonuna kadar okudum. Keşke bu ilan hiç çıkmasaydı!
02_01_2007_
Ölüm bir gün herkesin kapısını çalar...
derler ama ölüm kapıyı çalmaz! Çünkü o ne misafir, ne de ev sahibidir gittiği yerde. Herkes onun bir gün geleceğini bilse de kapısı açık değildir, açmak istemez ölüme. Ölüm evde sevdiklerinle misin, yoksa yapayalnız, çaresiz misin bilmez, ilgilenmez! Kapıyı kırar girer içeri. Duyguları da yoktur, görgüsü de!
Ne yanına aldıklarını düşünür, ne de geride bıraktıklarını.
Hayatın tek gerçeğini yüzüne çarpıp çıkarken,
geride yalnızca gözyaşı bırakır!
üçyüzondört_
Gülen suratlı bir saatim oldu. Artık sıkıntıdan saate baktığımda mutlu olabilirim.
30_12_06_
Bugün, bu saat Amsterdam'da olabilirdik :(
üçyüzoniki_
- Kim geldi?
- Bol geldi!
üçyüzonbir_
Survivor Türkiye-Yunanistan'da Derya ipleri can havliyle keserken, 70 milyonun kalbi Derya'yla birlikte atıyordu... Derya kazandı ve "Türk milletine Kurban Bayramı hediyem olsun!" dedi. Derya'nın kazandığı 250 bin Euro'dan 1 kuruş almadık, ama vatan millet sağolsun! Gözyaşlarımızı tutamadık, altımıza kaçırdık!
28_12_06_
Ajansın "yılın enleri"
oylamasında "en cesur" seçildim. Öyleyse neymiş: "Kafanızı 1 numaraya kazıtın, siz de 1 numara olun!"
üçyüzdokuz_
Kısa bir aradan sonra tekrar sizlerleyiz!
üçyüzsekiz_
"Biri yer biri bakar, kariyer ondan korkar!"
üçyüzyedi_
If you rescue me,
I'll be your friend forever,
Let me in your bed,
I'll keep you warm in winter,
All the kiddies are playing
and they're having such fun,
I wish that could happen to me,
But if you rescue me,
I'll never have to be alone again.
Oh the cars drive so fast
and the people are mean,
and sometimes it's hard to find food,
let me into your room,
I'll keep you warm and amused,
all the things we can do in the rain
If you rescue me,
I'll be your friend forever,
Let me in your bed,
I'll keep you warm in winter,
Oh someday I know someone will look into my eyes and say, "Hello, you're my very special kitten",
So if you rescue me,
I'll never have to be alone again...
üçyüzaltı_
Aylardır beklediğim The Science of Sleep, "Rüya Bilmecesi" çevirisiyle Cuma günü vizyona girdi. Biz de
ilk gün izlemeye giden ve salonu dolduramayan 3-5 kişinin arasındaydık. Türkiye'de böyle filmlere talebin az olması bir yandan bizi rahatsız ederken, bir yandan filmi boş salonda izlerken gözlerimizi rahat ettiriyor.
üçyüzbeş_
Filmlerde görürüz, çok gelişmiş bir robot yaparlar, insanların yapabildiği her şeyi yapabilen hatta daha fazlasını yapan. Tek bir eksiği vardır, o da duyguları. Nasıl yapsak da ona insanların sahip olduğu duyguları yüklesek diye uğraşır dururlar. Bu kadar acı çekiyorsunuz, üzülüyorsunuz, ağlıyorsunuz... Ne demeye robotları da sorunlarınıza ortak etmeye çalışıyorsunuz? Serotonin getirin bana.
üçyüzdört_
Bugünlerde unuttuğumuz tatları hatırlıyor, onlarla depresyon mevsiminde kaybettiğimiz serotoninleri geri kazanmaya çalışıyoruz.
üçsuratüç_
PS2 aldık. Volkan Winning Eleven oynamayı seviyor, ben daha ziyade Loosing Eleven.
10_12_06_
Hemcinsleriyle geçinemez, karşı cinsle hiç geçinemez, zıt kutuplar birbirini çekemez.
üçyüzbir_
Lost'a Weeds arası verdik.
üçyüz_
Yuvarladım.
ikiyüzdoksandokuz_
300'e yuvarlıyorum...
02_12_06_
Bugün günlerden doğum günüm.
ikiyüzdoksanyedi_
Bugün ilk işimdeki son günümdü. Yarın yeni işimin ilk günü.
ikiyüzdoksanaltı_
Beni o var etti. Yoktum ben.
ikiyüzdoksanbeş_
Natural Born Killers, From Dusk Till Down... Juliette Lewis Yeni Melek'teydi. Biz de. Müzik dinlemekten çok kadını görmeye giden %80'liğe dahildik.
ikiyüzdoksandört_
Yaşlanıyoruz, her yerimiz pörsürken biz daha da geriliyoruz.
ikiyüzdoksanüç_
"First they ignore you, then they laugh at you, then they fight you, then you win." Mahatma Gandhi
ikiyüzdoksaniki_
"msn ikonunun bir günü"...
ikiyüzdoksanbir_
Bazen bir insan bana ne kadar benziyor diye mutlu olabilirken, bazen aynı insanın aynı benzerlikleri rahatsız edebilir olabilir seni. Demedi deme.
ikiyüzdoksan_
Saymayı unuttum gibi geliyor bazen. Bende Memento fobisi var.
ikiyüzseksendokuz_
Herkes herkesi tanıyor. Yerin kulağı var. Ed Tv, Truman Show, Biri Bizi Tetikliyor...
ikiyüzseksensekiz_
Bu sayılar insanı cezbediyor. Sanki dalya demek için daha çok yaşamalı, daha çok yazmalıyım. Hayatımız böyle geçmiyor mu?
ikiyüzseksenyedi_
Gerekli evraklar günlerimdeyim. Gerekli mercilerle görüşmelerdeyim. Size işim düştü.
ikiyüzseksenaltı_
Herkes kendince fakir. Gelirimiz arttıkça gerilimimiz artıyor.
ikiyüzseksenbeş_
John Travolta atıyor. Volkan çekemiyor.
ikiyüzseksendört_
Mutluluk sigortası satıyorum. Birileri sizi üzdü mü, sevgilinizle
mi tartıştınız, kilo aldınız ve kendinizi çirkin mi hissediyorsunuz? Gelin teşhis koyalım, ayakta tedavide %80'ini, yatarak tedavide tamamını karşılayalım. Keşke!
ikiyüzseksenüç_
Sevgili günlük,
Bugün kendim için hiç yaptım. Tüm sevdiklerime, eşe dosta dağıttım. Afiyetle yedik.
ikiyüzsekseniki_
Şu an mutlu olduğunuz için mutlu olmayın çünkü her an mutsuz olabilirsiniz!
ikiyüzseksenbir_
Kendime haksızlık ediyorum.
ikiyüzseksen_
Uzandı.
ikiyüzyetmişdokuz_
"Striptiz yapan msn ikonu var... Hatta dans eden storm trooper ve darth vader bile var."mış!
ikiyüzyetmişsekiz_
İşte bu yüzden spor yapmıyorum.
ikiyüzyetmişyedi_
Ben bazen az bazen çok.
ikiyüzyetmişaltı_
Dünyanın en anlamsız sorusundan anlamlı soru: "Beni ne kadar seviyorsun?" Ben dünyanın en anlamsız sorusunu bulmaya gidiyorum, en anlamlı soruyu bulduğun yerde karşılaşırız belki... Buradan bir anlam çıkarmaya çalışmak anlamsız olur(du). Bir kesimin komik bulduğu, bir kesimin kendini duygusalında bulduğu bu animasyonu izlemek çok anlamlı olur(du).
ikiyüzyetmişbeş_
"La bête et la belle" bale gösterisinin tanıtım filmi güzel (ve hiçirkin).
ikiyüzyetmişdört_
Boston IFF trailer
ikiyüzyetmişüç_
What goes up must come down. Winner take Steve. Le grand sommeil.
ikiyüzyetmişiki_
Onulmaz bir hata oluştu!
ikiyüzyetmişbir_
Hit oğlu hit.
ikiyüzyetmemiş_
Black Strobe_Me and Madonna
ikiyüzaltmışdokuz_
Farklı hayatları tek bir hikayede kesiştirmeyi seven, kendini bize böyle sevdiren, Amores Perros ve 21 Grams filmleriyle tanıdığımız Alejandro Gonzalez Inarritu'nun son filmi: Babel. Yakında The Science of Sleep'te görmeyi beklediğimiz Gael Garcia Bernal.
ikiyüzaltmışsekiz_
"Hamcinslerine nazaran olgun."
ikiyüzaltmışyedi_
Youtube'den film izlemek. Zekanıza hayranım Bulmaca Bey amca. Size sempati duymuyor değilim, empati yapasım bile gelmedi değil hani. Antipati desek bazı bazı. Telepati uzak ihtimal.
ikiyüzaltmışaltı_
Oi Va Voi_Yesterday's Mistakes
I refuse to replay
The mistakes that we made yesterday
I like to think I'm stronger now
Victim of common sense
The truth is that I know I still
Confuse the past with the present tense
Condensing what we had
To a single frame
That sticks in my mind
As I try to move on
The same image comes back every time
They were yesterdays mistakes
And they were yesterdays mistakes
Yesterday's mistakes
Somewhere
Forgive my selfishness
I'd be grateful if you can
Forget my ingratitude
You think I'm twice the girl I am
They say we should forgive
But not forget
What has gone before
ikiyüzaltmışbeş_
Bu Cumartesi Amsterdam'a gittik. Şöyle bir Dame Meydanı'na indik, kuş bakışı süzüldük geldik: flashearth.com
ikiyüzaltmışdört_
Umutluluk sarhoşu.
ikiyüzaltmışüç_
Tobin Bell'in çirkin karizması.
ikiyüzaltmışiki_
Testere 3'e kötü diyenler oturup bir daha düşünsünler. Bulmaca da öldü, öğrencisi de. Yeni Bulmaca'yı getirin, çözelim birlikte.
ikiyüzaltmışbir_
Jack, Sawyer ikilemindeki Kate kararını verdi, Sawyer dedi. Sawyer bir ohh çekti!
ikiyüzartmış_
İster misin?
ikiyüzellidokuz_
Welcome to the Dollhouse_Todd Solondz
ikiyüzellisekiz_
Eko ölürken eko yaptı. Jack'ler Volkan, Kate'ler Güldeniz oldu. Ama Kate bu bölüm görünmediğinden, Güldeniz alt yazılarda sadece 3 ila 5 arası yer alırken, Volkan esas oğlandı.
ikiyüzelliyedi_
Al fred iç kok.
ikiyüzellialtı_
Kışa kış kış demek istiyorum.
ikiyüzellibeş_
Michel Gondry.
Beck_ Cellphone's Dead. Double click.
ikiyüzellidört_
Where is The Shell Beach?
ikiyüzelliüç_
Lost'un içinde lost olmak. Lost'ta ikinci bir ada varmış. The Others'ın da The Others'ı varmış. Görünen o ki Lost'ta her şeyden iki tane var.
ikiyüzelliiki_
Bu hafta sonu az film izledik, çok alkol aldık. Dans etmek de bisiklete binmek gibiymiş. Blanco'yu açmadan kapadık. Indigo'da Vector aşkıyla yandık tutuştuk.
ikiyüzellibir_
Spadırmen.
ikiyüzelli_
Kendisine yüz vermeyen Avusturyalı konsomatrisin peşinden gitmiş, onun kendisine aşık olduğunu vehmetmiş, sonra da bir şiirle içini dökerek ferahlamak istemişti.
ikiyüzkırkdokuz_
Four Tet_And Then Patterns
ikiyüzkırksekiz_
Yaptığın şeyin sonucu iyi olacaksa, yaptığın şeyin iyi olup olmadığı önemli midir?_İşaretler ve Mucizeler
ikiyüzkırkyedi_
"Düşünce derinliği diye bir şey vardır. Gerçek her zaman kuyuda olmaz. Daha doğrusu, daha önemli bilgiyi sorarsanız o, daima yüzeydedir. Derinlik, onu aradığımız vadilerde yatar, bulunduğu dağ tepelerinde değil." Morgue Sokağı Cinayeti_Edgar Allan Poe
ikiyüzkırkaltı_
The Heart is Deceitful Above All Things, The Seventh Seal, Haute Tension, A Love Song For Bobby Long.
ikiyüzkırkbeş_
Zaman değişken, göreceli ve de nankördür... Bazen 1 saat 5 dakika kadar kısa gelirken, bazense 5 dakika 1 saat kadar uzun gelir. Tatiller iş günlerinden daha kısa sürer. Tatil bitti! Saatleri kuralım.
ikiyüzkırkdört_
"Beni hayal kırıklığının tam tersine uğrattın." Zeynep böyle dedi ve sordu: Hayal kırıklığının zıt anlamlısı nedir?
ikiyüzkırküç_
Bazen "filmler mi gerçek, biz mi gerçeğiz, yoksa hepsi yalan mı?" diye düşünüyorum. En az otobüs durağında "televizyonu yapan bunu da yapar" diyen deli kadar deli olmalıyım.
22_10_06_
Yeni "moşi moşi"leşme aracım.
ikiyüzkırkbir_
Üşüyorum.
ikiyüzkırk_
Bu gece Hokkabaz yerine İklimler filmini seçtim. Her seçim bir kaybediştir. Ben gülmeyi değil, ağlamayı seçtim.
19_10_06_
Pardonayak bugün kendine şu soruyu sordu?
ikiyüzotuzsekiz_
Filmekimi. Emek Sineması. Balkon. İkinci sıra. Güney Kore. Kim Ki-duk. Estetik. Aşk. Kahkaha. Gözyaşı. Klişe. Zaman.
ikiyüzotuzyedi_
Yazacak çok şey var, halim yok. Hadi ben yatıyorum. Erken kalkan uykusuz kalır.
ikiyüzotuzaltı_
IBM'imi aldatıyorum,
kendime bembeyaz bir ibook açtım. Mac-pc reklamları gibi bir ilişki içerisindeyiz. Hangisi hangi alanda daha üstünse onunla muhattap oluyorum. Şimdilik çok az programı olan ve henüz "ü" harfiyle tanışmayan ibook'um yatağın üstünde uzanmış dinlenirken, karizmatik siyah IBM'imin halihazırda kurulu programı Dreamweaver'ı sömürüyorum.
ikiyüzotuzbeş_
Dün gece okuma bayramı videomu izledim. İlkokul 1'i 88'de bitirmişim. O zaman saçlarım daha uzunmuş, daha zayıf, daha kısa ve daha safmışım.
Sınıf arkadaşlarımla birlikte bateri bagetlerini birbirine vurarak şarkı söylemişim, beyaz külotlu çorap giyip, ne olduğunu anlayamadığım ucuz malzemelerden yapılmış kulakları kafama, küçük bir ponpon parçasını da popoma takarak tavşan kılığına girmişim. Eminim annemler beni o şapşal kılığımla sahnede görünce, benimle gurur duyup ağlamışlardır. Peki ya ben beni öyle görünce niye ağladım?
ikiyüzotuzdört_
Techno, jazz in da house.
ikiyüzotuzüç_
Coca cola içesim gelmedi ama bir şeyler çizesim var. Mesela "kibrit çöpü adam".
ikiyüzotuziki_
Daha az yemek yiyorum
daha çok ilaç içiyorum.
Gözlerime bakıp da
ağlıyorum sanma,
muayyen dönemin
hassassın yapma.
Gribim,
iyisi mi
bir tas çorba
yap bana.
10_10_06_
İşte tek gözü ve tek ayağı her zaman arkaya bakan, paranoyak karakter pardonayak.
ikiyüzotuz_
Yeni kahramanım Harvey Birdman.
ikiyüzyirmidokuz_
Ortopedist dizim için Advil ve Rheumon Gel verdi. Bir de bir süre topuklu ayakkabı giymem gerektiğini söyledi.
Benim hiç topuklu ayakkabım yok ki! Onu da diğer ilaçlarla beraber reçeteye yazmalıydı, sigorta da %80'ini karşılamalıydı. Ne de olsa ayakta tedavi.
ikiyüzyirmisekiz_
Pardonayak. Çok yakında, sokaklarda! Bekleyin.
ikiyüzyirmiyedi_
Rolleri değişelim beyler.
ikiyüzyirmialtı_
Gripsen, burnunu silmek için en ideal kağıt, tuvalet kağıdıdır. Çünkü, burnumuz da en az popomuz kadar hassastır. Popomuz da en az burnumuz kadar.
ikiyüzyirmibeş_
Bir varmış bir yokmuş... Kırmızı Başlıklı Kız, büyük annesini yutan kurdu bir güzel benzetmiş.
ikiyüzyirmidört_
Uzaktanışık.
ikiyüzyirmiüç_
Sayısal'da 2 bile bilemedik. Bu kadar az tutturanı da nadir bulunur. Ödülümü isterim.
ikiyüzyirmiiki_
Okuldaki gibi 20 gün devamsızlık hakkı ve 3 ay tatil istiyorum.
ikiyüzyirmibir_
Kulak misafiri. Geçen Cuma, Pia'daki akşam yemeğimizde yan masaya kulak misafiri olduk: -Sen öğrencisin, ben ödeyeceğim. Maaş alıyorum. -Bana da babam maaş veriyor. -Bana Devlet Baba veriyor. O daha büyük.
ikiyüzyirmi_
VHS koleksiyonumuza eklenen en son eski filmler:
The Thirteenth Floor, Masumiyet, Shallow Grave, Devil's Advocate, Kundun, Wedding Singer, Stealing Beauty, Stir of Echoes, Hush, Shadowlands
ikiyüzondokuz_
DVD'yle çok fazla vakit geçirdikten sonra, televizyona da DVD muamelesi yapıp dondurmaya ve hatta geri almaya çalışıyorum. Çağrışım: Külah külah dondurma.
ikiyüzonsekiz_
Lost 3. sezonu açtık. Bi de ne görelim?
ikiyüzonyedi_
Hafta sonu 4 film bir arada: 13 Tzameti, Derailed, Suspiria, Art School Confidential
ikiyüzonaltı_
Ne kadar gereksiz olurlarsa olsunlar! Gördüm, beğendim, istiyorum. Bunu ve şunu.
ikiyüzonbeş_
Teknoloji küçüldükçe küçülüyor. Cep bilmemnesi, avuç içi hödösü, parmak büdüsü... Ben sevmiyorum böyle şeyleri. Teknoloji dediğin göz doldurmalı. Gösteriş yapacaksan tam yap. Ne ki o öyle:
"aman da yanından küçük kalemimi çıkarıp avuç içi kadar aletimde kocaman işler yapayım"? Çok uygunsuz!
ikiyüzondört_
Biri bir yerlerde sizin konuştuklarınızı, yazdıklarınızı, harfi harfine, kelimesi kelimesine taklit ediyor olabilir. Blog'unuza yazdığınız dialogları, monologları ve hatta anılarınızı kopyalıyor da olabilir. Biri şu an kendisini siz sanıyor olabilir. Hayatta her şey mümkünmüş!
ikiyüzonüç_
İnsan, duyduğu ya da bizzat gördüğü birkaç olaydan sonra "insanlardan uzak durma kararı" alabilir.
ikiyüzoniki_
Bu ölise için, bu da bölise için.
ikiyüzonbir_
Link veriyorum. Benim olmayan bir şeyi niye veriyorum? Bilmiyorum.
ikiyüzon_
"Niye striptiz yapan msn ikonu yok?" konulu forumuma katılmak için mail@blognotte.com adresine yorum ve hatta varsa yordamlarınızı atarak, görüşlerinizi iletebilirsiniz. Yer yer illet edebilirsiniz. Size en kısa zamanda geri dönmeyeceğim. Müessesemizde veremeyeceğimiz sözler tutmayı sevmeyiz, prensipten ziyade bir tür hobi! İnsanların güvenini kaybetmektense, öz güvenimizi kaybetmeyi tercih ederiz.
ikiyüzdokuz_
"Iraz kadın der ki:
Hayatındaki her fazla artının bir de eksisi var,
böylece sonuçta
nötr olursun."
Böyle mani gibi başlayan dizelerin ardından, insan neşeli bir şeyler bekliyor. Çoğu zaman olduğu gibi, beklediğini alamıyor! Elindekiyle yetiniyor.
Şapkasız mani sözü, Napolyon'un da zamanında dediği gibi; ya da tatil köylerinin klasikleşmiş animasyon şarkısının; hayatın özü oluveriyor:
mani mani mani.
ikiyüzsekiz_
Çok sevdiğimiz dizilerin, pek sevdiğimiz jenerikleri.
ikiyüzyedi_
Young Vincent Malloy dreams of being just like Vincent Price and loses himself in macabre daydreams which annoys his mother. Ve ertelenmiş, ama geç de olsa izlenmiş bir başka
Tim Burton filmi.
ikiyüzaltı_
İnsan uyurken tepesinde kocaman düşünce balonları belirebilir.
ikiyüzbeş_
"Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir. "_Benjamin Franklin
ikiyüzdört_
Stil düşkünü don giymez kış günü.
ikiyüzüç_
- Orada mısın?
- Buradayım tabi ki.
- Hayır ordasın da sen sen misin yani sen var mısın ben mi var ediyorum seni bu duygudan kurtulmam lazım, kapıyı açarsan.
- Kakamı yapıyorum!
Devamı için bakınız.
ikiyüziki_
Küçücük kutularda yaşıyoruz... Her sabah kutumuzdan çıkıp tekerlekli kutucuklara biniyoruz. Maskeli insanların çalıştığı, nefes alamadığımız kutucuklara giderek, elektronik kutucukların karşısında saatlerimizi harcıyoruz. Biraz değişiklik olsun diye dükkanlarla dolu çok katlı kutulara gidiyoruz. Kendimizi tatmin edecek birkaç kutu bir şey alarak, sabah çıktığımız kutularımıza dönüyoruz.
ikiyüzbir_
the city feels clean this time of night just empty streets
and me walking home to clear my head
i know it came as no surprise
i'm affected more than i had guessed on what was said
if the smile's not meant to be, if the heart's not ready to open
if we make it i won't see it's broken
if the smile's not meant to be, if the heart's not ready to open
if we make it i won't see how it's broken
it's the quiet time before the dawn and i'm half past making sense of it, was i wrong?
should i claim to give it all ** in a world where not much ever seems to last long
listen
ikiyüzlü_
İnsanlar.
yüzdoksandokuz_
Hi Guldeniz!
thanks for your submission, we really like!
We'll upload on the website in these, so if you want to have a look that's the address
www.800zine.org
Thanks again
All the best
*800
yüzdoksansekiz_
Hafta sonu izlencesi. İmdb 7.7 vermiş, ben 6.7 veriyorum! Var mı azaltan?
yüzdoksanyedi_
İnternette kaybolmuşken, birçok şey bulmak mümkün.
yüzdoksanaltı_
Buyursunlar.
yüzdoksanbeş_
Polaroid ve iştah açıcı renk kırmızı: Polaroidrossa.
yüzdoksandört_
I hate the treadmill everyday.
I hate the mundane things they say, the boredom sets in nine to five. At night that's when I come alive.
There must be more to life than this. This life i surely will not miss, to spend my time waiting in line, search for something the grand design.
yüzdoksanüç_
Bazı klipler gözlerini kapatıp dinlemen içindir. Mesela mı? Heteroseksüel hemcinslerime konuşuyorum.
yüzdoksaniki_
"Seninle konuşmak istemiyorum, hatta yüzünü bile görmek istemiyorum." dedi aynaya bakarak. Sonra uzaklaştı...
yüzdoksanbir_
Bir de bu şarkıyı şu şekilde dinlersek, böyle küçük hesapların ne kadar da boş olduğunu bir kez daha anlarız.
yüznoksan_
2500 polaroid'le çekilen Sia_Breathe me klibi. Şöyle küçük bir hesap yaparsak, 10 tanesi 15 ytl'den satılan polaroid'lerle böyle bir klip çekebilmek için sanırım en az 3750 ytl'lik bir bütçemiz olması gerekiyor.
yüzseksendokuz_
Sana link verdim, haberin olmadı! Dünya böyle bir yer işte... Birileri belki de adını bile bilemediğin bir yerlerde, arkandan iyi ya da kötü konuşuyor, ruhun bile duymuyor!
yüzseksensekiz_
Mikolaj. Image ready. Ready steady go.
yüzseksenyedi_
These days, my favorite number is three. Number three. No longer long hair. Sinead O'Connor, kulakların çınlasın!
yüzseksenaltı_
Pardösü nasıl yazılır? Yazıldığı gibi okunur, okunduğu gibi yazılır, okur yazar, yazar okuyamaz, okuduğunu anlamaz, anlar yorumlayamaz. Fransız kalır. Tıpkı sen, ben, the others gibi. Anladın mı? Boş ver, ben de anlamadım! Anladım da yorumlayamadım. Yorumladım da tartışamadım. Tartıştım da sonunu getiremedim.
yüzseksenbeş_
"But that moment as good as it is it's never good enough."
"Hell? You don't know what hell is. None of you people do. Hell isn't getting beat up or cut up or hauled in front of some faggot jury. Hell is waking up every god damn morning and not knowing why you're even here. Why you're even breathing."
Frank Miller's SIN CITY
yüzseksendört_
- Şunu da vereyim mi?
- Verme. Boş ver.
yüzseksenüç_
"Yarın tatil beni uyandırmayın."
uyarıları havada kalır. Ev sakinleri bile henüz uyumaktayken, alt komşu
tabiri caizse hayvan gibi bağırır da bağırır, anırır da anırır; hayvan olarak nitelendirdiği kocasına. Bir kulak yastığa gömülür, pike kat kat yapılmak suretiyle açıkta kalan diğer kulağa bastırılır. Bazen az duyduğundan şikayet edilen kulaklar, bunca uğraşıya rağmen alt katta havada uçuşan kelimeleri harfi harfine duydukları için şikayet edilir bu defa da. Zar zor yeniden uykuya dalınır. Güçlüklerle kavuşulan uyku, bu defa da "beni uyandırmayın" uyarılarını unutan ev halkının gazabına uğrar.
yüzseksekiki_
Dünyanın en iyi trailer'ı. Her izlediğimde ilk kez izliyor gibi gülmeye devam edeceğim. Filmin kendisini ise hala bulup da izleyemedim. Ha bir de neredeyse tüm fragmanları seslendiren, o tok sesli, gizemli erkek, meğersem bu tontoş amcaymış.
yüzseksenbir_
Bu bekleyiş öldürür adamı.
yüzyetmemişon_
İftiharla sunarım. Bir Michel Gondry filmi: The Science of Sleep
yüzyetmişdokuz_
Saniyede kaç kelime hızla gidiyoruz?
yüzyetmişsekiz_
Morandi_Love me Böyle güzel şarkıya ancak bu kadar kötü klip çekilebilir. Esefle kınıyorum. Bu nispeten daha iyi.
yüzyetmişyedi_
"Faces of my presence stare at me - Could i say no to what i am? My burning eyes could finally close in satisfaction, that stare defined in front of me."
yüzyetmişaltı_
El emeği göz nuru Hungry zine.
yüzyetmişbeş_
Pazar çantası ya da çadır kumaşı diye tabir ettiğimiz ucuz malzemeden yapılan her şeyi seviyorum. Özellikle bunlara bayıldım.
yüzyetmişdört_
Herkes bir Jackson Pollock olamaz. Ama hayatta böyle bir şey de var.
yüzyetmişüç_
Aşkta kaybedenler buraya tıklasın. Tıklamayanlar kendini kandırmasın!
yüzyetmişiki_
18 yaşından
büyük müsünüz?
-Evet -Hayır
yüzyetmişbir_
Biz şu göbekten dönelim şoför bey. Mümkünse birkaç kez!
yüzyetmiş_
"İlginç olmaya çalıştıkça sıradanlaşan insanlar topluluğu." Bu konuda bir tez bile yazabilirim. Tez demişken, geçen gün Business Channel'da Tez vardı, izlemeyi unuttuk. Tüh!
yüzaltmışdokuz_
Hafta sonu Robinson Crusoe'da dergi raflarına aç aç saldırmışken keşfettiğim çizgi roman "Kaldırım Destanı". Masist Gül yazıp çizmiş, Bülent Erkmen tasarım danışmanlığını yapmış.
yüzaltmışsekiz_
- Bitmiş abi, 1 tane kalmış onu da yedim! Kim yedi lan bunları?
yüzaltmışyedi_
Şöyle bir gelir kaynağı bulamadık kendimize! Neyse bu hafta 3 tutturduk, haftaya 4 olur, ileride 6. Neden olmasın? Bakarsın olur...
yüzaltmışaltı_
Küçükken her şey o kadar basitti ki, biz bu kadar huzurluyduk.
yüzaltmışbeş_
Amsterdam'da tekrar tekrar tekrar tekrar tekrar tekrar tekrar tekrar izledik. Geçenlerde tekrar izledik. Bu defa az tekrarlı!
yüzaltmışdört_
Arkadaşlarımızla görüşmek lüks oldu.
yüzaltmışüç_
Havada depresyon kokusu var. Pasiflora, Incidon, Prozac, Zanax, ... Reçeteli, reçetesiz mutluluklar.
yüzaltmışiki_
Bir miktar kum, biraz jöle, iki adet şemsiye, şişme muzlar, yapay meme uçları, buruşturulmuş kağıtlar, vesaire... Ivır zıvırlarla
Mac Gyver usulü sanat. Aynı zamanda haftalardır summer top ten listemizin ilk sıralarında kalmayı başarmış bir şarkı. Hot Chip_Boy from school
yüzaltmışbir_
8 adet koşu bandıyla çekilebilecek en eğlenceli klip: OK Go_Here It Goes Again
yüzaltmış_
Çift tık.
yüzellidokuz_
New York bana göz kırptı. Tarihte bugünü hiç unutmayalım o halde...
Bkz.: Sevinç
yüzellisekiz_
Oje sürdüm kurusun diye bekliyorum. Sen napıyosun?
yüzelliyedi_
Eskiden çok azımızın evinde vardı, yine çok azımızın evinde... Çok değerliydi, adı unutuldu... Başa sarmadan mağazaya bırakana küfredelirdi. Geçenlerde yerlerde 1 ytl'ye alıcılarını arayan 4 tanesini aldım bize getirdim. Kutularını bir güzel sildim. 1-2-3-4
yüzellialtı_
How u feelin? Can i get u somethin? Rubber Johnny
yüzellibeş_
Küçükten küçük, minimum metrekare odama maksimum eşyayı doldurmak için çeşitli yöntemler deniyorum. Ikea'yı 2.5 saat kadar dolandıktan sonra gereksiz büyüklükte
2 adet raf ve onlara uymayan 4 adet de yanlış ayak aldım. Sıcak bir Pazar günü atsam atamam, satsam satamam eşyalarımı odada oradan oraya taşıyorum.
yüzellidört_
Mutlu olmamak mutsuz olmak değildir_ Fame.
yüzelliüç_
Mushroom head.
yüzelliiki_
Ne gözleri ne de kulakları olan kızıl saçlı bir adam vardı. Ne de hiç saçı olduğundan ona kuramsal olarak kızıl saçlı adam deniyordu. Konuşamıyordu, ağzı yoktu çünkü. Burnu da yoktu. Kolları ya da bacakları bile yoktu. Midesi yoktu, sırtı yoktu, omurgası yoktu, iç organları falan da yoktu. Hiçbir şeyi yoktu! Bu yüzden kimin hakkında konuştuğumuzu bile bilmiyoruz. En iyisi onun hakkında daha fazla konuşmamak.
yüzellibir_
El kremi, nutella, meyveli yoğurt gibi olmazsa olmazlarımın ambalajlarını açtığımda, jelatinlerinin üstünde kalan kısımlarına kayıyor ilk aklım. Meyveli yoğurt ve nutella'da ilk jelatini yalıyorum, jelatinde kalan el kremini ellerim vıcık vıcık olana kadar sürüyorum.
yüzelli_
Her şakada bir gerzek payı vardır_Güldeniz Şeşen
yüzkırkdokuz_
Elif Şafak, nasıl bir kelime haznesidir seninkisi? Nasıl bir hayal gücüdür? Kelime haznesi ve hayallerin büyüklüğü doğru orantılı mıdır? Yanlış bir soru mu sordum?
yüzkırksekiz_
İnsan tatilde hiç tanımadığı bir veya birkaç adam için ağlar mı? İz adlı kanalda hayatlarını "rezillik" "olaraktan" tanımlayan ve bekar odalarında yaşayan birkaç adamsa bahsi geçen, nerede olduğunu unutur, önce ağlar, sonra şükreder...
yüzkırkyedi_
"Büyük kent insanının sık kullandığı uyuşturuculardan biri de hız. Aynı şey, telaşsız da aynı sürede yapılabilir, üstelik yapılacak şeye ayrılan zaman ve enerjinin bir bölümü seferberlik sırasında tüketilmeden. Ama hız, insanın içindeki boşlukla yüzleşmemesi için çağdaş normların da pekiştirdiği ve uyuşturucu niteliği kazandığında yavaşlatılması zor bir araç. 'Yaşamın amacı ölümdür' ilkesi doğrultusunda, her anı, aslında ne olduğu da pek tanımlanmamış bir sona bir an önce ulaşmak istercesine yaşamak. Ölçülen zamanın egemenliği, benliğimize mal ettiğimiz çalar saatlerden ötürü ilk bakışta bize baş edilmez görünebilir. Ancak yaşantılarımıza dikkatle bakıldığında, pek çok şeyi, saati ayarlamış olduğumuz zamanda değil de 'eşref saati' geldiğinde gerçekleştirebildiğimizi görebiliriz. Trafik ışığı kırmızıya dönüşmeden önce yetişebilmek için seferberlik durumuna geçtiğinizde ya da asansörün gelmesini bekleyemeden merdivene yöneldiğinizde kazandığınız saniyelerin neden sizden daha değerli olduğu sorusunu hiç kendinize sordunuz mu?" Tam da zamanında, tam da aynı şeylere kafa yorarken, tesadüfen elime geçen, Engin Geçtan'ın Hayat adlı kitabının arka kapak yazısı.
yüzkırkaltı_
Zamanla yarışıyorum... Ben tam yakalıyorum ensesinden, o kayıveriyor ellerimden.
O an her ne yapıyorsam, yaptığım şey ondan sonra yapabilme ihtimalim olan şey için sadece vakit kaybı... Bilmem anlatabiliyor muyum?
yüzkırkbeş_
Uyumadan önce aşırı dozda Zoot Woman aldım.
yüzkırkdört_
Lost bunu sana hiç yakıştıramazdık.
yüzkırküç_
İzle, tekrar tekrar izle, daha doymazsan yine izle...
yüzkırkiki_
28 Temmuz Independence Day... Bavulumu hazırladım nihayet tatile gidiyorum. Tek bildiğim yarın akşam saat 8'de Dalaman'a uçuyorum. Masmavi deniz, kum ve tembelliğin olduğu her yer benim tatil köyüm.
yüzkırkbir_
Uyumadan seni gördüğüm iyi oldu.
yüzkırk_
Zekanıza hayranım!
yüzotuzdokuz_
Bir gün burada olur muyum?
yüzotuzsekiz_
Superman filan hikaye, tek gerçek David Blaine.
yüzotuzyedi_
Hafta sonu üzerine tartıştık, gerildik, duygulandık...
yüzotuzaltı_
Dağarcığınıza her gün bir buçuk söz... Bömürmek: Tek bir anlamı yoktur, her anlama çekilebilen bir fiildir. Alın dilediğiniz cümle içerisine yerleştirin, hatta bir cümle içerisinde farklı anlamlara gelecek şekilde yineleyerek tepe tepe kullanın.
yüzotuzbeş_
Günün hüzün veren şarkısı Terranova Midnight Melodic_Chase The Blues
Nothing to do today
Nothing I want to do
Anyway
I think I'll lie here for a while
And try to escape
I'll block out the wind tower
Clouds run away
Leave me in the sun
I'm dreaming
On my own
Nothing to do today
Nothing I want to do
Anyway
I'll think of you
For an hour or two
And chase away the blues
You chase my blues away
Everyday
In my dreams
We say what we mean
We do what we feel
Love fills the days
You take my breath away
Nothing to do today
Nothing I want to do
Anyway
In my dreams there's no thrill to pay
No decisions to make
No consequence to take
And nothing grey.
Nothing was failed
No mistakes
And then I wake up
Nothing to do today
Nothing I want to do
Anyway
I think I'll lie here for a while
And try to escape
I'll think of you
For an hour or two
And chase away my blues
You chase my blues away
Everyday.
yüzotuzdört_
Gereksiz bilgileri beynimden sildirmek istiyorum, bir de merak duygumu. Olur olmadık işler açıyor başıma, çok hoşnutsuzum. Az çokturdan geldik nerelere... Çıkardığımız sonuç az iyidir oldu. Ne kadar az bilsem o kadar iyiyim.
yüzotuzüç_
"Kendimi topaç gibi hissediyorum."
yüzotuziki_
The line that divides the real from the imaginary is more imaginary than real... The City of Galvez.
yüzotuzbir_
Savaş çıktı, olağanüstü halden bahsediyorlar, senin üzüldüğün şeye bak!
yüzotuz_
Çok kararsızım!
yüzyirmidokuz_
Bu resimdeki beni bulmaca.
yüzyirmisekiz_
Sağ gösterip sol tıklayın!
yüzyirmiyedi_
Moby_Slipping away
yüzyirmialtı_
Bir gün; tam da intihar edeceğiniz gün; ancak filmlerde görebileceğiniz güzellikte, neredeyse 2 metre boyunda sarışın bir hatunla
karşılaşsanız ve o gökten indiğini söylese ne dersiniz? "Lan sen benle dalga mı geçiyorsun bacım? Get işine!" Luc Besson'dan siyah beyaz bir aşk hikayesi Angel-A.
yüzyirmibeş_
İster Çinçin mahallesi olsun ister jet sosyetenin mekanı Cannes... Dünyanın neresine giderseniz gidin donunuzu ipe asarak kurutursunuz.
yüzyirmidört_
part-time: İngilizce part (parça, kısım) ve time (zaman) sözlerinden oluşan
bu birleşik yapı, "Belirli ve alışılmış çalışma saatlerinden daha az çalışma süresi." için kullanılmaktadır. Dilimizde yaygın biçimde kullanılmakta olan bu yabancı söz için yarım gün karşılığı uygun görülmektedir. Bir de part-time lover vardır.
yüzyirmiüç_
12 Temmuz gecesi Cocorosie kardeşlerleydim, onlar söyledi, ben dinledim. İşte bir de salonu dolduran bir kaç yüz insan vardı tabii... Önce beyaz geceliğimsi kıyafetiyle bir erkek çıktı sahneye, nasıl ya da neresinden çıkardığına inanamadığımız sesler çıkardı, fransızca rap söyledi, daha ilk dakikalardan büyüledi bizi. Neden sonra kız kardeşler geldiler, bir süre kendi hallerinde takıldılar sahnede sonra bir o enstrümanı çaldılar, bir bunu. Entellektüel ağzıyla tam bir müzik ziyafetiydi! 10 parmağında 10 marifet kardeşlerin bir de upuzun saçları vardı, "bende neden yok?" dedirten.
yüzyirmiiki_
Hepimiz hayatımız boyunca under construction değil miyiz? Doğuyoruz, büyüyoruz, büyüyoruz, büyüyoruz, daha da büyüyoruz, sözde kişisel gelişimimizi tamamlıyoruz. Yanlış yapıyoruz, bundan ders çıkarıyoruz ama bir daha yapmayacağım dediğimiz hataları tekrar yapıyoruz... Kitap okuyoruz, film izliyoruz hepsinden bir şeyler çıkarmaya çalışıyoruz. Başka başka şehirler, ülkeler görüyoruz, görüş açımız sürekli değişiyor... Biz sürekli yapım aşamasında olan küçük insancıklarız. Bu sitenin de under construction kalmasında bir sakınca yok öyleyse!
yüzyirmibir_
"Bugün evde yatmanın bedeli yarın ajansta yatmaktır!"
yüzyirmi_
Bu kadar duygusallık yeter, bu ne romantizm onüç yaşında mıyız?
yüzondokuz_
Bir tren istasyonunda karşılaşır kız ve oğlan. Hayatları beklemekle geçmiştir ya, yine öylece beklemektedirler istasyonda. Önce kız erkeği fark eder, utana sıkıla bakar, “fark ettirmeden”. Tam da sırtını dönmüşken erkeğin gözü takılır kıza, upuzun kızıl saçlarına bakakalır, öylece, sebepsizce. Bakar ama kız bilmez. Sırtını döndüğü için kaçırdığı birçok şey gibi bunu da kaçırmıştır. Oysaki 2 saniye daha beklese göz göze geleceklerdir...
yüzonsekiz_
Ne gidesim var, ne kalasım!
yüzonyedi_
Bugün yeniden yazmaya başladım. Bir yerden başlamalıyım, hayata tutunmalıyım, aklımı yitireceğim değilse! Liseli kızlar ya da platonik aşıklar gibi de olsa yazmalıyım. Kısa öyküler, alavere dalavereli romanlar... Ayık kafa da olsam, 100 promil alkollü de olsam yazmalıyım.
yüzonaltı_
Bu gece link vermek istediğim bir insan varsa o da ana starling'tir.
yüzonbeş_
Şaşı bak, şaşır!
yüzondört_
No one ever understood me. No one ever took the time out to overstand me. I couldn |